loader image
Default image

Ferhat Uludere

Kızın içine yine şeytan kaçtı

Peder Cotton Marcus, sıradan bir şeytan çıkarma ayini için hazırlanıyordu. Normaldi onun için böyle şeyler, sağdan soldan “İçime şeytan kaçtı, yetiş” diyen mektuplar geliyordu. Aralarından bir tane seçti ve “Hadi gidip kovalım bir genç kızın bedenini zapt eden şu kör şeytanı” dedi...

Korku sinemasından sanat çıkmazmış

“Sizi karanlık hayal gücümün perdelerini aralayıp, ardındaki anlık bir görüntüyü algılamaya; korkularımın doğasına ve ‘Antichrist’in derinliğine davet ediyorum” diye tanıtıyordu filmini Lars von Trier…

Böyle okul vardı da biz mi okumadık

Lise okuyacaksan gidip Amerika’da okuyacaksın, ama gel gör ki bizim lise hayatı, bir kasabanın endüstri meslek lisesinde plançetelerde elektrik tesisatı döşerken geçti. Ne bir atraksiyon ne bir hayalet, ne kızlı erkekli arkadaş ortamları, ne de bol alkollü partiler.

Delibaş kalmadı diye biliyordum ben

Marcus Dunstan’ın yönettiği ve onunla birlikte Testere’nin senaristlerinden Patrick Melton tarafından yazılan Koleksiyoncu, kan revan içinde bir film. Kafasını Osmanlı’daki delibaşlar gibi bir deriyle sımsıkı bağlamış bir arkadaş, işi gücü bırakıp insan koleksiyonu yapmaya karar vermiş.

Warden’ın üç boyutlusu daha korkunç

Aynı kuşaktan insanlar masaya oturduğunda konu ister istemez seksenlere gelir, ki acayiptir seksenli yıllar. Eğlenceli kısımlarını bir tarafa bırakırsak o yıllar vahşet filmleri de öne çıkar.

Lamia’ya yeni ruh lâzım

İnsanlardan önce iblisler vardı yeryüzünde. Lamia da onlardan biriydi. Yunan mitolojisine göre çocukları yer, bu yetmezmiş gibi ergen gençlerin karşısına güzel kadın olarak çıkarak onları kandırırdı.

Girme öyle karanlık yerlere

"Yıllarca uyardık bu hevesli gençleri; -öyle bilmediğiniz yerlere girmeyin- dedik. Hatta korku sinemasının ustaları bu konu üzerinde ter döktü, kalem oynattı, ama sonuç: Bir hiç..." Ferhat Uludere ile "Korkunç Filmler" üzerine...