[Fütüristika!] arşiv düzenlemesi için bakım çalışması yapmaktadır | [Futuristika!] is under maintenance
Marcel Duchamp

[Rıfat Şahiner] Neo avangardistlerin hazır yapımlarına nasıl bakmalı?

19.yy’ın ilk yarısından itibaren ütopyalardan başlayıp etkisini gösteren avangarda, akademisyen ve sanatçı Rıfat Şahiner’in yayımlanmasına onay verdiği metinlerle yaklaşalım istedik.

– Doç. Rıfat ŞAHİNER

[dropcap type=”2″]P[/dropcap]ostmodern süreçte ortaya çıkan sanat hareketleri ve özellikle güncel sanat uygulamalarına bakıldığında Marcel Duchamp’ın sıradan, fabrikasyon nesneleri sanatsal edimin merkezine koyma eğiliminin sıkça başvurulan bir strateji olarak ağırlığını hissettirdiği görülmekte. Bu yaklaşım başta Pop­Art olmak üzere 1960 dolaylarının avangardist sanat hareketlerinde sıkça kullanılmış, Kavramsal Sanat’la ilişkilenen çok sayıda sanatsal hareketin temel yönelimlerinden birini oluşturmuştur. Performanslar, Yoksul Sanat (Arte Povera), Kavramsal Sanat (Conteptual Art), Fluxus, Oluşumlar (Happenings) ve Süreç Sanatı (Process Art) gibi avangard hareketler, sıradan nesnelerin işlev ve statüsünü değiştirirken, sanatın tanımını genişleten günümüz sanat uygulamalarında seri üretim nesnelerinin farklı mekan düzenlemelerinde, video ve performanslarda etkin bir biçimde kullanıldığı görülmektedir.

Arte Povera
Arte Povera

Sıradan, gündelik bir nesnenin sanat nesnesi mertebesine yükseltilmesindeki provokatif tavır, ister istemez sanat nesnesinin ontolojik olarak radikal bir dönüştürümünü kapsıyordu. Burada sanata konu olanla, bizatihi kendisi sanatsal bir varlık olan arasında derin bir ayrımdan da söz etmek gerekiyor. Gerçekte, Marcel Duchamp’ın sanatın nesnesi mertebesine yükselterek, sanatın “yücelik” kategorisini paranteze aldığı ya da bir başka deyişle, o güne dek kutsanan, yüceleştirilen kendinden menkul sanat yapıtlarının yerine, belki de varolabilecek en sıradan bir seri üretim nesnesini konumlandırması, o andan itibaren sanatın izlediği seyri de büyük ölçüde belirlemiştir. Ne ki, 20 yüzyıl boyunca farklı kırılma anlarında yeniden gündeme gelen hazır­ yapımlar, kimi zaman estetize edilmiş unsurlar olarak, kimi zamansa Duchamp’ın radikal çıkışını tekrarlayan parodik eylemlerin konusu olmuştur.

Kendini Neo­Dada olarak niteleyen Pop­Art sanatçılarından, Jeff Koons ve Sherrie Levine gibi Neo­avangardistlere dek Duchamp’ı referans gösteren birçok isim, hazır­yapımları farklı stratejiler doğrultusunda kullanmakta. Ancak ne türden bir sanatsal önerme ile yola çıkılırsa çıkılsın, hazır­yapımların farklı estetik kodlamalarla birbiri üzerine kapanan bir nesneler tarihi yarattığı ve kimi biçimsel, hatta üslupsal yinelemelerle başlangıçta ortaya atılma gerekçesiyle pek de örtüşmeyen bir maddi niteliğe büründüğü söylenebilir. Bu türden bir yineleme, çoğunca sanat pazarını ya da sanat nesnesinin metasal karakterini olumlamaktan öteye gidemiyor. Böylece Postmodern paradigmanın ortaya koyduğu en temel sorunsallardan biri olan pastiş (pastiche) bir strateji haline geliyor. Parodinin parodisi olarak da nitelenebilecek bu durum, sürekli kendini yineleyen ve bu yüzden de geçmişteki sarsıcı niteliğini yitiren tüm avangardist tutumlarda bir şekilde kendini gösteriyor. Diğer bir açıdan bakıldığında da, Peter Bürger’in Avangard Kuramı (Theory of Avant­garde)’nda da değindiği gibi, tarihsel avangardın stratejilerini kullanan neo­avangardistler, ready­made’lere bir anlamda Duchamp’ın karşı durduğu yeni bir değer atfetmekteler. Bu, sınırsızca çoğalan ve neo önekiyle geçmişteki sanat akımlarının kimi stratejilerini kullanırken, bir yandan da kendini Modernizm’in tasfiyesine adamış farklı oluşumlarda kendini göstermekte. İşte tam da bu noktada, öncelikle ready­made’i ortaya çıkaran koşulların ya da bu fabrikasyon nesnelerin özsel değerinin yeniden ve bütüncül olarak gözden geçirilmesi gerekmekte. İkinci olarak ise, başta Duchamp ve Bürger olmak üzere neo­avangardistlerin bu nesnelere yaklaşımlarını kuşkuyla izleyen sanatçı ve eleştirmenlerin görüşleri ışığında konuya yaklaşmak yerinde olacak.

Ready­Made’lere Estetik Bir Değer Atfedilebilir mi?

Seri üretim mallarından herhangi birinin, çevresinden soyutlanarak tek başına ‘sanat yapıtı’ olarak sergilenmesi” tanımıyla bilinen hazır nesneler, 1938 yılında Andre Breton ve Paul Eluard tarafından çıkartılan “Dictionnaire Abrégé du Surréalisme”, (kısaltılmış Sürrealizm Sözlüğü) isimli sözlükte Marcel Duchamp tarafından; “Sanatçı tarafından sadece seçilerek sanat nesnesi sıfatına terfi eden sıradan nesne” olarak tanımlanmıştı.[1. Marcel Duchamp, Ready Made, Dictionnaire Abrégé du Surréalisme, Ed: Andre Breton, Paul Eluard, 1938, s.23]

Hazır nesneler, buluntu nesne’lerin (found object) “güzellik” ya da “teklik” (unicum) gibi niteliklerine karşı, sıradan, hiçbir özelliği olmayan seri üretim ürünleriydi. Böyle bir nesne çevresinden soyutlandığında asıl işlevinden arındırılıyor ve biraz fetişişt bir nitelikle yeni bir “varoluşçu” kimlik ve kendine özgü rahatsız edici bir değer kazanıyordu. Aynı zamanda ready­made’lerin estetik değeri yoktu. Bu nitelikleriyle gerçeküstücü bir kavram olan buluntu nesne’den (objet trouvé) ayrımlanıyordu. Çünkü buluntu nesne (found object) rastlantısal estetik değeri için seçiliyordu.[2. Nazlı Damlacı, Duchamp’ın Sanat’ı, Marcel Duchamp, Ed. Şükrü Aysan, İstanbul, STT Yayımları, 1984, s. 22 ]

Duchamp’ın kullandığı nesnelerde ve ready­made’lerde duygu ve sanatçının yeteneği yadsınıyordu. Duchamp işlerine estetiği karıştırmaktan özellikle kaçınmıştır.[3. Manfred Schneckenburger, The Surrealist Object, Art of the 20th Century, Ed: Ingo F. Walter, Köln, Taschen, 2000, s. 462] “Görsel aldırmazlık” (visual indifference) olarak nitelenen Duchamp nesneleri, Sürrealistlerin rastlantı yasalarıyla ya da bilinçaltını harekete geçirerek gerçekleştirdikleri estetize unsurlarla benzeşmek bir yana, neredeyse bilinçli bir şoke etkisi yaratmak amacıyla sıradana yönelmiştir. Bu sıradanlığın ve aldırmazlığın temel gerekçesi; sanat denen kurumu kökten sorgularken, sanatçının rolünü de büsbütün değiştirmektir.

Ne ki, 1960’lara gelindiğinde Duchamp, yaklaşımlarını referans gösteren bir dizi sanatçının çalışmalarını kaygıyla izlerken, Hans Richter’e yazdığı bir mektupta bu durumu şöyle ifade etmektedir:

“Yeni Gerçekçilik, Pop Art, Montaj (montage) falan dedikleri bu Yeni­Dada (Neo­Dada) kolay bir çıkış yolu ve Dada’nın beslendiği (yararlandığı) şeylerden besleniyor. Hazır­yapımları keşfettiğim zaman, estetikçileri yüreklendirmek istemiştim. Yeni­Dada benim hazır­yapımları aldı ve onlarda sanatsal güzellik buldu. Şişe kurutucusunu (Bottle Dryer) ve pisuarı (pisoir) bir meydan okuma olarak suratlarına fırlatmıştım; şimdi kalkmış bunların estetik değerini yüceltiyorlar.”[4. Hans Richter, Dada: Art and Anti­Art, New York and Toronto, Oxford University Press, 1965, s. 207­208]

Bir başka Dadacı, Richard Huelsenbeck’in Pop­Art ile ilgili görüşleri de Duchamp’ınkinden pek farklı görünmüyor:

“Yeni­Dada, önce Dada’nın sonra da gerçeküstücülüğün kullandığı silahları aldı ve iş yapmaya hevesli, sansasyon meraklısı galerilerin verimli toprağını işleyecek, popüler saban demirlerine dönüştürdü.

Bir çift eski ayakkabı, bir çift eski ayakkabıdır. Ama bir çift eski ayakkabıyı duvara asarsanız onlar artık eski ayakkabılar değil, ŞU ESKİ AYAKKABILAR’dır; bizde bazı düşünceler, belli çağrışımlar uyandırırlar. Pop sanatçıları, Yeni Gerçekçiler eski potinleri duvara asan, böylece bizi duygulandırmaya çalışan insanlardır. Ancak ayakkabı yalnızca fabrikada üretilmiş bir nesne olduğundan, bu duygular bir türlü uyanmaz. Dolayısıyla, sanatçı eski potinleri ya da lazımlıkları sergileyerek belli bir doyuma ulaşırken, bunlara bakanlar ister istemez bir rahatsızlık, bir hoşnutsuzluk hissediyor. İzleyiciler yalnız insanın insanlıktan çıkarılmasına yönlendirildiği zaman bir anlam kazanan alaycılığını ve küçümseyen tavrını tamamen kavrayamamakta.”[5. Richter, a.g.e, s. 211]

Greenberg’in modernist formalizmine eleştirmekle işe başlayan Pop’un temsili yücelterek (sublimation), nesneyi sanatsal edimin merkezine yerleştirmesi, başlangıçta seri üretim nesnelerine ve onları üreten sisteme karşı eleştirel bir tutum gibi görünürken, zamanla bu yaklaşımın neredeyse gizli bir hayranlıktan başka bir şey olmadığı kanısı yaygınlaşacaktır. Sözgelimi Andy Warhol biteviye tekrarlarla suretini çıkardığı görsel alemi eleştirmek bir yana seçtiği metaları estetize ederek, onları ikonlaştırarak, konu edindiği bu nesnelere zamanla hayranlık duymaya başlayacaktır. Yüksek sanat ve kurumlarına saldırmak bir yana, Warhol, bu kurumların biçimsel bir değişimle devamını mümkün kılan bir yaklaşım içine sürüklenmiştir zamanla. Warhol’un Campbell Çorba Tenekeleri(Campbell Soap cans), bizi güzel ve çirkin arasında, gerçek ve gerçekdışı arasında bir seçim yapmaktan kurtarıyor, ikonlar gibi:varlığına inanmaksızın bizi sanata inanmaya çağırıyordu.

Belki de bu noktada Pop’la başlayan bu sürecin ne türden bir paradoksal durum yarattığını Bürger’in yaklaşımlarıyla irdeleyerek, daha kapsamlı bir biçimde ele almak mümkün.

Bürger’in Avangard Kuramı Açısından Duchamp ve Neo­Avangardistler

Peter Bürger, 1974’de yayımlanan Avangard Kuramı (Theory of Avant­garde) adlı önemli çalışmasında, günümüzdeki neo­avangard yapıtların, politik bir dolayım (mediation) ve sarsıcı bir üslup sergileyemedikleri için, sanatla hayat arasındaki yabancılaşmayı gidermeyi [6. Peter Bürger, Avangard Kuramı, Çev: Çev. Erol Özbek, İletişim Yayınları, İstanbul, 2004, s.117] hedefleyen tarihsel avangardın ” misyonuna sahip olamayacağını” savlamıştı. Bürger’e göre ; daha kusursuz bir biçimde tasarlanıp gerçekleştirilseler bile, happening’ler, dadaist gösterilerin isyan değerine artık ulaşamamaktadırlar. Bunun nedenlerinden biri; avangardistlerin başvurduğu etki araçlarının şoke etme etkisini kaybetmesidir.

Bürger’e göre; Duchamp’ın hazır nesneleri ancak sanat eseri kategorisine atıfta bulunarak anlam kazanabilir. Duchamp’ın rastgele seçtiği seri üretim nesnelerini imzalayıp sanat sergilerine göndermesindeki provokasyon, öncelikle neyin sanat olduğu konusunda bir anlayışın varlığını gerektirir. Duchamp’ın provokasyonu sanat denen kurumu hedeflemektedir, o halde bu alana sokulan sanat nesnesi de bu provokasyondan muaf olamayacaktır. O halde hayat pratiğinden kopmuş ve gerçekte sisteme angaje olan bir sanatsal anlayış, sürekli geleneksel olana gönderme yaparak kendi gerçekliğini daha ne kadar varedebilir ki?… Bu durum olsa olsa Fredric Jameson’un “pastiche” olarak nitelendirdiği bir ‘postmodern durum’u belirginleştirmektedir.

Avangard’ın ömrünü iki dünya savaşı arasına konumlandıran Bürger, bu dönem boyunca tarihsel avangardın düşlerini gerçekleştirmeyi başaramadığından ve sonunda savaştığı kurumlara yenik düştüğünden sözetmekte ve günümüzdeki avangard oluşumlarınsa sadece avangardın şoke etme, şaşırtma ve skandal yaratma tekniklerini kullandığını savlamaktadır. Dahası, sanatın mevcut toplum içerisinde hayat pratiğine dahil edilmesi iddiası, avangardist amaçların başarısızlığa uğramasından sonra artık ciddiyetle ortaya atılamaz. Bugün bir sanatçı bir soba borusunu sergiye gönderdiğinde, Duchamp’ın hazır nesnelerinin sahip olduğu isyan yoğunluğuna hiçbir şekilde ulaşamaz. Aksine, Duchamp’ın Pisuar’ı (müze ve sergi gibi özgül örgütlenme biçimleriyle birlikte) sanat kurumunun yıkımını hedeflerken, soba borusunu “bulan kişi” eser’inin müzeye girmesini talep eder. Böylelikle avangardist isyan [7. Peter Bürger, a.g.e., s. 118] tersine çevrilmiş olur. Sözgelimi 1980’lere damgasını vuran ve eylemlerini bir yandan Duchamp’a dayandıran, diğer yandan da başta Pop­Art olmak üzere, geçmişteki bir dizi sanat hareketine gönderme yapan Jeff Koons’un çalışmalarını bu tartışma içinde ele almak mümkündür.[8. Duchamp, özellikle Bisiklet Tekerleği ve Pisuar gibi ilk ready­made’leriyle ilgili olarak bu ifadeyi kullanır. İşlevsizleştirilen nesneler, güncel kullanım değerlerinden bağımsız olarak seçilmişlerdir.] Koons’un işleri, Duchamp’daki gibi bir nesnenin işlevsizleştirilmesi düşüncesinden farklı amaçlarla sanatsal alana dahil edilir. Bu objeler, sanatsal alana birer hazır­nesne olarak girmeden önce hangi işlevi yerine getiriyorlarsa o olarak yer alırlar. Kendilerine dair hiçbir şeyi gizlemedikleri gibi, güncel karakterlerine de sonuna dek direnirler. Sanatçının 1980’lerde gerçekleştirdiği bir dizi elektrikli süpürgeden biri olan New Shop­Vac Wet/ Dry of 1980, bu absürdlüğü tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Elektrikli süpürgenin üzerinde yer aldığı plexiglass kaide ve bu kaidenin içindeki neon lambaları, çalışmayı oldukça soğuk ve itici kılmasına rağmen bir o kadar da dekoratif ve parıltılı bir görünüme büründürmektedir. Koons’un bu işi; New York’ta New Museum’un vitrininde ilk kez sergilendiğinde, tam da beklenildiği gibi oradan geçmekte olan kişilerin dikkatini kalmamış, bu süpürgeyi daha yakından seyretmek için galeri mekanına gelenler, sanki bir beyaz eşya dükkanındaymış gibi, bu ürünü satın alıp alamayacaklarını sormuşlardır.[9. Britta Schmıtz, Hamburg Bahnhof Museum for the Present Berlin, Prestel Museum Guide, Münich­New York, Prestel­Verlag, 1997, s. 132] Koons’un tavrı, daha önceleri Pop Art’ın öncülük ettiği bir durumu çağrıştırmaktadır. Sanatçının objelerindeki yapaylık, izleyeni bu objelerin ardındaki gerçekliğe ve bu gerçekliğin deneyimlenmesine götürmese de, sanat ve toplumdaki soyutlama eğilimlerine de bir karşıtlık oluşturmaktadır.

Bürger’in, neo­avangardistler için dile getirdiği eleştirilere denk düşen bir tavırdır Koons’unki… Müzenin baş köşesine kurulmuş bir elektrikli süpürge.. Satın alınabilir bir meta gibi sunulan sanat nesnesi; cezbedici, steril ve teşhirci yanlarıyla, bir fanusun içinde farklı bir mertebeye yükseltilmiş, dokunulmaz bir tüketim nesnesi… Buradaki farklardan biri de kuşkusuz estetizm ile ilintilidir. Duchamp’ın hazır nesneleri, her ne kadar makine estetiğine dair bir formsal özellik taşısa da, alımlayıcının herhangi bir estetik deneyime yönelmesini başlangıçta reddetmektedir. Oysa Koons’un hazır nesneleri izleyiciyi kışkırtacak denli kiçe (kitsch) ve banaliteye (banality) yakın durmaktadır. Gerek nesne, gerekse izleyici bir estetikleştirme işlemine tabi tutulmaktadır. Koons, Duchamp’da olduğu gibi Müze düşüncesini sorgulamaz, tersine burada müze, eserin sergileneceği bir vitrin olarak eserin bağlamını doğrudan belirler. Koons, Warhol’un Brillo kutularını ya da Campbell çorba tenekelerini kutsadığı gibi, bir elektrikli süpürgeyi ve onun markasını da kutsamaktadır. Geçirgen (tranparency) bir konstrüksiyon içinde, dışsal ortamından ayıklanan meta, bir yandan da bu dışsallığın olumlandığı (affirmation) içsel bir değer olarak vurgulanmaktadır. Bürger’in ‘Avangard Kuramı’ındaki diğer bir sav ise; Avrupa avangardı içerisindeki en radikal hareket olan Dadaizm’in kendinden önceki sanat ekollerini değil, kurum olarak sanatın ve sanatın gelişiminin burjuva toplumunda izlediği seyre dairdir[10. Peter Bürger, , a.g.e., 120]. Burada Bürger, “kurum olarak sanat” mefhumuyla, sanat içerisindeki üretici ve dağıtıcı aygıtın yanı sıra, sanatla ilgili olarak belli bir zamanda hakim olan ve eserlerin algılanışını önemli ölçüde belirleyen fikirleri kastetmektedir. Avangard ikisine de karşı çıkar­: hem sanat eserinin bağlı olduğu sanat aygıtına (kurumuna), hem de sanatın burjuva toplumunda özerklik kavramıyla tarif edilen statüsüne.

Tekrar Koons örneğine dönmek gerekirse, durum büsbütün karmaşık hale gelir. Çünkü Koons, işlerini burjuvayı eğitmek amacıyla gerçekleştirdiğini ifade etmekte ve bu kesimin gelecekteki yeni aristokrasiyi oluşturacağını söylemektedir [11. Angelika Muthesius ed, Jeff Koons. Cologne: Benedikt Taschen, 1992, s. 24]. Ancak günümüzdeki burjuvazi, yine sanatın seyrini belirlemeye devam etmekte, üstelik astronomik bedeller ödeyerek Koons ve diğer pek çok ismin varlık koşullarını belirlemektedir. Dağıtıcı aygıtlar kapitalizmin belirlediği şebekelerdir. Anlamı ve değeri belirleyen bir dolaşımdır bu. Yeniden sahnelenmekle sıradanlıklarından kurtulmamakta, aksine daha değerli hale gelmektedir bu nesneler. Koons’un, Equalibrum serisinden Two Ball 50/50 Tank çalışmasındaki iki yeni basketbol topu, Duchamp’ın kar küreği ya da şişe süzgüsü gibi rastgele seçilmiş birer nesne değildir. Belirli kültürel olgulara gönderme yapılmak için bilinçli olarak seçilmiş ve fetişist bir tavırla olumlanmış nesnelerdir.

Aralarında Koons ve Halley’in de olduğu ve Duchamp’ın dördüncü kuşaktan halefleri olarak niteleyebileceğimiz isimler yerini beşinci hatta altıncı kuşağa bıraktı bile. 1992 Whitney Bienali dördüncü ve beşinci kuşağı bir arada sergilemişti. Dawn Fryling’in ışığı doğrudan alan boş çerçeveleri, kızarmış ekmekleri, yere serpilen unu; Felix Torres’in galerinin köşelerine yığdığı kağıda sarılı şekerlemelerden oluşan tepecikleri, Christian Marclay’in seri üretim malı, kemiğe benzeyen küçük telefonları ve teyp kümeleri; Cady Noland’ın Budweiser bira kutuları; Donald Lipski’nin kalın urganlardan yapılma dev topları ya da iplerle kaplı masaları; David McDermott ve Peter McGough’nun küçük denge oyunları, kristal bardak ve çubukları; Rona Pondick’in biberonları; Alan Luppersberg, Lorna Simpson ve Naylan Blake’in çalışmaları; hepsi de Marcel Duchamp’la ve onun hazır yapım kavramıyla ilintili işler… Bu sanatçılara hergün bir yenisi ekleniyor ve hazır yapımın binlerce çeşidiyle yüzleşiyoruz. Dahası başta Sherrie Levine olmak üzere artık hazır yapımların hazır yapımlarını üreten bir dizi sanatçıdan sözetmek gerekiyor.

Yapıbozumcu Bir Tavır Olarak Ready­Made

Orijinal (sanatçının elinden çıkmış) olana yönelttiği radikal eleştirel çalışmalarla gündeme gelen Sherrie Levine; Walker Evans, Rodchenko ve Mondrian gibi tanınmış sanatçıların çalışmalarını yeniden fotoğraflamakta ve sonrasında ise bu fotoğrafların altına imzasını atarak kendine maletmekteydi. Sanatçı daha sonra ise bu kez Marcel Duchamp’ın pisuarını kullanarak, hazır­yapımın hazır­yapımını üretmiştir. Levine’ın Neo­Dada olarak nitelenebilecek bu işleri, kopyalananın ya da gerçek yerine ikame edilen fabrikasyon nesnenin gücünü vurgulamaktadır. Sanat nesnesinin böylesine sıradanlaştırılması, elbette ki ona atfedilen değerin alaşağı edilmesi ve pazardaki tecimsel değerinin sorgulanmasıdır. Paradoksal olan ise, bu çalışmaların hem tartışmalı bir yan taşıdıkları, hem de postmodern ilişkilerinden ötürü sınırsızcasına çoğaltılabildikleri için giderek pazarlama değerlerini arttıran bir niteliğe sahip olmalarıdır. Levine’in diğer sanatçıların işlerini kullanması, kopya ve orijinal olan arasındaki tartışmaları yeniden gündeme getirmiştir. Gerçekte bu, Duchamp’ın sadece mekanik üretim sürecine dayalı olmayan fakat aynı zamanda bir nesnenin çoğaltılarak bir sanat nesnesi olarak sergilenmesi düşüncesine dayalı hazır­yapımlarının farklı bir tezahürü gibidir. Hazır nesne burada sadece bir sanatçının önerdiği nesnedir ve bu kez Duchamp’ın nesneleri temellük edilmektedir. Duchamp, sanatın anlam ve içeriğini ya da ona atfedilen değeri sorgularken, gerçekte nesnenin bağlamının değiştirilerek, yeni bir anlam alanı yaratılmasından ve böylece değişik bir bakış açısı yaratabilecek düşünsel bir yapılaşmadan sözetmekteydi. Levine ve diğerlerinin bu kendine maletme stratejisi ve şoke edici etkisinden ötürü kültürel tüketime vurgu yapmak için ısrarla kullandığı ‘tekrarlama (repetition) düşüncesi, yüzeydeki görünüşün ardındaki anlamın dramatik olarak görünür kılınması çabasından kaynaklanıyor. Bugünkü bağlamından bakıldığında, Duchamp’ın kendine maletme üzerine düşüncelerinin kuşkusuz kopyanın, orijinal olanın üzerindeki imtiyazına dayalı bir yaklaşım olduğu görülecektir. Bu yüzden Duchamp’ın hazır­yapımları, sanatın salt bir form (Minimalizm ya da Soyut Dışavurumculuk’un kullandığı gibi) olarak sahip olduğu kimliğe yeni bir yön ve bağlam kazandırmasından ötürü, Postmodern söylemin orijinsizleştirme eğilimlerine kaynaklık etmektedir. Levine gibi çalışmalarında kendine maletme stratejisini kullanan ve orijinallik, müelliflik ve sanat pazarını eleştiren bir diğer sanatçı da Mike Bidlo’dur. Bidlo, Castelli Galerisi’nde gerçekleştirdiği ve Picasso’nun “Guernica”, “Gertrude Stein’ın Portresi” ve “Avignonlu Kızlar”ının da dahil olduğu çok sayıda resminin fotoğrafından oluşan sergiye Bidlo Picasso’ları adını vermişti. Bidlo daha sonra bir galeri mekanını Duchamp’ın şişe askısının sekiz tane replikasıyla düzenlediği “Bunlar Duchamp’ın Şişe Askısı Değildir” adlı çalışmasını ve beş yıl içerisinde 5000 adet pisuar deseni çizerek sergileyen Bidlo’nun bu işleri ister istemez şu soruyu akla getirmektedir: “Bir kopya ne zaman orijinalin yerini tutar?..” ve “Orijinal ile olan ilişkisinden ötürü bir kopyanın pazar değeri ne olmalıdır?…” Bidlo ve Levine, orijinal olanın otantikliğiyle, yaratıcı eylemin sahihliğiyle ve sanatçının bir usta ya da deha olarak nitelenmesi düşüncesiyle mücadele etmekteydiler. Walter Benjamin’in ileri sürdüğü görüşlerden biri bu sanatçıların kaygılarını doğrular niteliktedir adeta: “Artık sanatsal üretimde özgünlükten sözetmek mümkün görünmemekte. Sanatın işlevi tümüyle değişti… Ritüele dayalı bir sanat yok artık, politik bir uygulama olarak sanat var…” [12. Walter Benjamin, Reflections, (Edited by Peter Demetz), Schocken Books Inc., New York, 1986]

Bu bağlamdan bakıldığında kopyalama süreci, galeri dünyasının değer sisteminden kaçınmanın bir yolu olarak karşımıza çıkmakta. Kopya sanatçıları çalışmalarında, yüksek değere sahip sanatın ‘gerçekliği’ ile ‘meta” değeri yerine postmodern süreçte öne çıkan gösterge ve referanslara dayalı nesnesiz bir sanattan sözetmekteler. Ancak sanat pazarının işleyişi tüm karşı çıkışları bünyesinde eritip, normalleştirerek ilerlerken, bu tür yönelimdeki sanatçıların ünlerini arttırmakla kalmayıp, onların ortaya koyduğu işlerin de değerini büyük ölçüde arttırıyor.

Jean Philippe Domenq, hazır yapımların hazır yapımlarını üreten Robert Gober ile ilgili şunları söylüyor:

“Pekala, bu mümkün, oldukça akla yatkın. Peki ama, yararı ne? Duchamp’ın hazır yapımlarını gerçekten kötü bir kader bekliyormuş. Bunlar bir daha asla yinelenmemeli, özgün anlamlarını korumalıydı: Kişinin başkaldırı dolu, aykırı bir yolla sanatı sorgulaması, sanatla öteki üretimler arasındaki farkı sorgulaması. 1914’ten Duchamp’ın şişe askısından (bottle dryer) başlayarak pek çok sanatçı ve kuramcı kuşağı yanıtı, sanatla sanat olmayan arasındaki sonu gelmez didişmede aradı; bu, sanatı mümkün olduğunca uzağa, sanat hakkındaki tartışmaların ne uzunluğunun, ne de sınırlarının asla belirlenemediği bir noktaya doğru itme yarışmasıydı.” [13. Jean­Philippe Domecq, “Buren de I’Autopublicité Pure”, Esprit, Februier 1992, s. 54]

Bu yapıtlar hangi metne (text) dayandırılırsa dayandırılsın, hangi kültürel referanslara yönlendirilirse yönlendirilsin, sanatı kendi biçimler evrenine hapsolmuş bir oyuna dönüştürüyor aynı zamanda… Baudrillard’ın dediği gibi; sanat kendisine gönderme yaparak mutlak bir belirsizliğe sürükleniyor;

“Çağdaş sanatın tüm sarsıntılı deviniminin ardından bir tür durgunluk, artık kendini aşamayan ve giderek daha fazla tekrarlayarak, kendi üzerine kapanan bir şey var. Bir yanda güncel sanat biçimlerinde bir birikme ve diğer yanda hızla çoğalma, vahşi bir abartı, geçmiş biçimler üzerine sayısız çeşitleme (ölmüş olanın kendi içindeki yaşamı) var. Tüm bunlar mantıklıdır: Nerede birikme (stasis) varsa orada metastaz (metastasis) vardır. Canlı bir biçimin düzensizleştiği yerde, genetik kuralın artık işlemediği yerde (kanserde olduğu gibi), hücreler düzensizlik içinde hızla çoğalmaya koyulurlar.”[14. Jean Baudrillard, Kötülüğün Şeffaflığı, Aşırı Fenomenler Üzerine Bir Deneme, (Çev: Emel Abora­Işık Ergüden), İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1995, s. 20]

Duchamp’ın ruhunun ortalarda bir yerlerde dolaştığı doğru!.. Ama o paha biçilmez sessizliğiyle, bu olup bitenleri kızgınlıkla mı, yoksa alaysı bir ifadeyle mi seyrettiğini söylemek o kadar da kolay değil!…

Doç. Rıfat ŞAHİNER
Yıldız Teknik Üniversitesi
Sanat ve Tasarım Fakültesi Sanat Bölümü
rifatsahiner.com/

Aaron Hobson Alain Mascarou Alberto Giacometti Alberto Manguel Alberto Savinio Aldous Huxley Aleister Crowley Alejandra Pizarnik Alejandro Jodorowsky Alejandro Zambra Alexander Hacke Alexander Sergeyeviç Yesenin-Volpin Alfred Jarry Algan Sezgintüredi Ali Akay Allah Almanya Alper Canıgüz Alper KAmu alt kültür Andreas Baader Andre Breton Andre Gide Andre Rene Rousimoff Andre the Giant Andrew Losowsky Andrey Tarkovski André Breton & Philiphe Soupault Andy Warhol Anna Atkins Anna Massey Anna Romanovna Izryadnov Anthony Burgess ANTONIN ARTAUD Armağan Ekici Arthur Brown Arthur Cravan Arthur Rimbaud Ash Ra Temple A Silver Mt Zion Aslanlaşma Aslı Bostancı Atatürk Atilla Birkiye Atom Egoyan A torinói ló Austin Osman Spare avangard avangart Ayfer Tunç Ayhan Geçgin Ayhan Çağlar Aziz Genet A Zona B-movie Bahçeşehir Üniversitesi Bakışsız Bakışsız bir kedi kara balkan Banksy Bansky Banu Alkan Barack Obama Barones Else Von Freytag-Loringhoven Baroness Bartolomeo Vanzetti barış Barış Akkurt Barış ve Demokrasi Barış Yarsel Bask baskı basılı yayın basın basın toplantısı Bathory Batman Baysan Yüksel bağımsız bağımsız film BBC Beale Caddesi beat beat edebiyatı beat generation beat kuşağı Beatles beatnik bebek beden bedensel deformasyon Beethoven Begüm Güzel Behemoth belediye belgesel Belle & Sebastian bellek Belçika Berlin Betty Blue Beyaz Kuzgun Beyoğlu Beşiktaş Beşir Fuad bienal biletix Bilge Karasu bilim kurgu bilimkurgu bilinç akışı Bill Ward Birol Ünel Birsen Tezer Bizans bizarre black metal Black Ovarian Death March Black Sabbath Blaise Cendrars Blind Cat Black Blixa Bargeld Bloomsday Bob Dylan Bolesław Skulik Bora Akıncıtürk Borges Borges 113 yaşında Boris Vian Boris Ştrugatski Boston Bozlu Art Project Boğaz boşluk Brian Eno Brion Gysin Bronislav Prochazka Bryan Ferry Budapeşte bulmaca bulvar Bunny Munro Burcu Perçin Béla Tarr Bülent Erkmen Cabaret Voltaire caferağa Cambridge cami Camille Claudel Can canavar Can Can Heads Caspian caz cehennem Celal Mordeniz Cemal Arığ Cemal Süreya Cer Modern Cevdet Erek Ceza Cezayir Chantal Akerman charles bukowski Charles Darwin Charles Dickens Chris King Christian Debois Chuck Palanhuik cinayet cinnet cinsellik Claude Faraldo Cleon Peterson Colophon Colophon 2009 Comics Comte de Lautréamont Conrad Schnitzler Cory Doctorow Cozy Powell Culture Multure cut-up cyberpunk César Vallejo Dada dadaizm Dagerreyotipi Dagon Ezoterik Tarikatı Daguerreotype Dagur Kari Dali Damien Hirst dan haag dans Dante Dante Alighieri Danzig Darbe Dario Argento dark ambient dark jazz dava Dave Eggers David Bowie David Byrne David Keenan David Lynch dayanışma DDR Death In Vegas death metal Deborah Lupton dedektif Deep Purple Defter Kazıyıcılar Kooperatifi dehşet delilik demokrasi deney deneysel deneysel müzik Dengue Fever deniz DEPO dergi dergi yazarları derleme Der Orchideengarten Derya Bengi devlet devrim Dick Tracy Diederick Kraaijeveld Die Firma die toten hosen dijital gramafon dijital sanat dijital yayıncılık dil din direniş disiplinlerarası disko distopya diyalog dizi DJ dj set documentary Dogzstar Domenico Modugno Don Kişot Donnie Darko doom Doris Lessing Dostoyevski download doğa doğaçlama Doğu Almanya drama drone drone rock DSP Duchamp Duke Ellington dunia Dusha Bateson dönüşüm dünya Düş Yola e-book e-kitap E.M. Cioran E Ayhan Çağlar ece ayhan Ece Ayhan anma etkinlikleri Ece Ayhan Sivil Girişimi Ece Ayhan Çağlar Ece Gamze Atıcı Edebiyat Edgar Allan Poe Edith Piaf editör editör yazısı efemera Efemerista Efemerista Efrim Manuck Egg Dancing Eilish Lambrechtsen Einstürzende Neubauten Ekavart Gallery ek gösterim ekoloji ekolojik yaşam ortaklığı ekolojk yaşam Ekümenopolis El Arte de Volar Electric Wizard elektronik elektronika elektronik müzik Eleştirel Söylem Analizi eleştiri Elif Yıldız Elliot Smith El Topo Emanuel Mathias Emiliano Zapata Emmy Hennings Enda Hughes Ender Ormanlar Engelbert Kievernagel Engin Güneysu Enis Batur Enki Bilal Ennio Morricone enstalasyon Enteresan tasarım Epifanía Uveda de Robledo Eray Mert Erdem Helvacıoğlu Erdem Şenocak Erenköy Eric Andersen Erik Satie erkek Erkin Gören Erkin Koray Erkut Terliksiz Ernest Fuchs Ernest Hemingway Ernst Fuchs Ernst Jones Ersin Kalkan Ertem Eğilmez Ertuğrul Kürkçü Esat C. Başak Eskil Vogt Eskişehir estetik Etgar Karet Etgar Keret Etkinlik Eugene Hütz Eugeniusz Bąk ev evlilik Evren Ekşi Evvel Evvel Fanzin Ewald Gawlik experimental eylem eğitim eğlence Eşiktekiler facebook Faith d'Aluisio fantastik fantezi fanzin Fatih Akın Fatih Recep Tayyip Erdoğan Faust faşizm fc st pauli Federico Fellini Feeling B felsefe feminizm Femme Fatales Fenerbahçe Ferdydurke Ferenc Liszt Ferhat Uludere Feriköy Pazarı ferit edgü Fernando Pessoa festival fetiş Feyyaz Kayacan Filippo Tommaso Marinetti Filistin Film film festivali filmler filozof Finnegans Wake Flaneur Comics Flannery O'Connor flickr Fluttery Records Fluxus Fluxus 50 folk Forough Farrokhzad Forugh Farrokhzad Fotoğraf fotoğrafçı fotoğrafçılık Francesca Woodman Francis Picabia Franco Brambilla Frank Zappa Fransa Fransız Franz Kafka Franz Marc François Truffaut Fred Fiction Freedom Express Friedrich Nietzsche Fritz The Cat Fugazi Funny Games Futbol Futuristika Fyodor Mihailoviç Dostoyevski Füruğ Ferruhzad Fütü fütürist manifesto Fütürizm Gabriela Benackova gala Galata galeri Galeri Merkur Galeri Nev Galileo Galilei Galina Benislavskoya garage garaj garajistanbul Gary Lucas Gaye Su Akyol gazete gazeteci gece Gecenin Sonuna Yolculuk gelecek gelenek gemi Geoffroy de Boismenu George Grosz George Orwell Georges Bataille Georges Perec George Whitman George Yuri Yesenin Georg Trakl Gerhard Urbanek gerilim Gertrude Stein gerçek gerçeküstü gerçeküstücülük gezegen gezgin gezi Gezi/Mekan Gezi Direnişi Gezi Parkı geçmiş Ghetto Gilles Deleuze Giovanni Scognamillo Giuseppe Culicchia giysi Goblin Godflesh God is an Astronaut Godspeed You Black Emperor Gogol Bordello gol Gordon Matta Clark Gotham Gothic Americana Grace Grace Jones graffiti grafik grafik tasarım grafitti Grails Grand Funk Railroad Gregor Samsa grindcore grotesk Grup Ses Beats Guardian Guildford Dörtlüsü Guillaume Apollinaire Guillermo del Toro Gurme Gurme Gustav Klimt Gustav Klimt 150 yaşında Gustav Meyrink Gus Van Sant Gypsy Lou Webb görmek görsel görsellik Görüntü görüntü gösteri gösterim Güncel Güney Gotiği Güney Kore günlük gıda H.P. Lovecraft Halil Duranay Halit Kıvanç halk Hamlet Hannah Höch Hans-Lukas Kieser Hans Arp Hans Richter Hans Rudolf Ruedi Giger Haramiler hardcore Hardcore Punk Harfhane Harfhane Yayınları Harold Pinter harsh noise Hartmut Bitomsky hastalık hayal hayal gücü Hayat Hayat Haymatlos hayvan Heath Ledger heavy metal hediye Hegel Heinrich Himmler Henrik Isaksson Garnell Herman Melville Herta Müller Hey Jude heykel High Fidelity hikaye Hikmet Benol Hippi Perihan histeri Hitler Hitoshi Matsumoto Holger Czukay Hollanda Hollandalı Horaley Howard Phillips Lovecraft Howard Zinn Hrant Dink HR Giger Hugh B.O’Brian Hugo Ball Hukuk Fakültesi Hungry Planet Hunter S. Thompson Hush Galeri Hush Gallery Håvard Skaset Håvard Volden Héléne Cixous Hülya Vatansever Hür Yumer Ian Mackaye I Create Soundscapes idam ifade özgürlüğü IKSV iktidar ilan-ı aşk iletişim illüstrasyon illüstratör imge Imre Kertesz inceleme Indie Indigo industrial insan insanlık interaktif interaktif heykel internet intihar Ira Cohen Irvine Welsh Isadora Duncan Isidore Ducasse istanbul indie scene Istanbul Noir istismar isyan içerik işitsel J.D. Salinger Jack Kerouac Jacques Derrida Jacques Prévert Jacques Ranciére Jacques Rigaut Jacques Roubaud Jacques Vaché Jaguar Kitap Jaguar Yayınları James Duval James Gleeson James Graham Ballard James Joyce Janacek Jana Müller Jane Birkin Janset Karavin Jan Švankmajer Japon Japonya Javier Marías jazz Jean-Paul Marat Jean-Paul Sartre Jean Cocteau Jean Genet Jean Jacques Lequeu Jean Luc Godard Jean Rollin Jean Sol Partre Jecques Vergès Jeff Bridges Jeff Buckley Jennifer Martenson Jeremy Profit Jessica Green Day J G Ballard Jimi Hendrix Jim Jarmusch Jim Morrison Jimmy Page Jimmy Yensid Jim Norton Joachim Trier Joan Baez Joan O’Hara Joe Strummer John Boorman John Brandon John Cale John Crowley John Cuddy John Dillinger John Goodman John Herschel John Hurt John Milton John R. Searle Johnston McCulley John Zorn Jonathan Forgansh Jonathan Rhys Meyers Jonathan Safran Foer Jon Theodore Jon Webb Jorge Luis Borges Josef Albers Josef Koudelka Joseph Kosuth Josh Brolin Joy Division JRR Tolkien Juan Ralfo Jude Law Jules Monnerot Jules Verne Julianne Moore Julie Doucet Julien Torma Juliet Hulme Juliet Stephenson Julio Cortázar junkie Jürg Solothurnmann kabare Kaddis a Meg Nem Született Gyermekent Kadife sokak Kadir İnanır Kadıköy kadın kafa kafabindünya Kafka kahve kamera kaos kaotik edebiyat Kara Büyü kara kedi Karanlıkta Dans kara tiyatro kara tren Kara Şövalye Karel Reisz karga Karga Mecmua Kargart karikatür Karl Marks karnaval Karotte kartpostal karşı kültür kasaba Katalan katar katliam kedi Keith Richards kelimeler Kenneth Anger Kenneth Branagh kent kentsel dönüşüm kes yapıştır Kiki kilise kimlik kitabevi Kitabiyat kitap kitap eleştirisi kitap kapakları kitaplık klasik müzik Klaus Schulze Kletka Red klip Kohei Yashiyiki Kokomo kolaj koleksiyon kolektif Komplo Komplo komplo teorisi kompozisyon komünizm konferans konser konserler Konstantiniyye Üçlemesi Konstantin Stanislavski Kore korku korku edebiyatı korku filmi korkunç filmler kostüm kover krautrock Kreuzberg Kristin Scott-Thomas Kuad Galeri kukla kumaş Kunsthalle Kurgu Kurt Schwitters Kurt Vonnegut Kurt Vonnegut Jr Kösmonaut köy köşe yazısı kült Kült Neşriyat kültür kültürel küratör küreselleşme Küçük İskender kırmızı kısa film kısa hikaye Kızıl Ordu Fraksiyonu L'Attentat Laibach Laika Lale Müldür Lamb Langston Hughes Lars Lindstrom Lars Von Trier Laszlo Fogarasi Jr. Lautreamont Lawrence Durrell Lawrence Ferlinghetti Leata Land Lech J. Majewski Lech Majewski Led Zeppelin Lenin Leningrad Leonardo da Vinci Leopold Wróbel Leos Carax Leo Troçki Les Murray Levent Şentürk Lev Troçki lezzet LGBT Life liste Liza Bear Liz Jensen logo Lolita Londra Louis-Ferdinand Céline Louis-Ferdinand Céline 118 yaşında Louis-Jacques-Mandé Daguerre Louis Aragon Louise Hindsgavl Loujon Press Lou Reed Lovecraft LSD Lucien Sénémaud Lydia Lunch Lyn Hejinian László Krasznahorkai Löpçük Lüksemburg Macar Macaristan Macedonio Fernandez Madchester Mahir Duman makarna makina manga manifesto manken Man Ray manyak Marcel Duchamp Marcel Proust Marcel Schwob Maria Kodama Marilyn Monroe marionette Mariya Andreyevna market Mark Z. Danielewski Marsden Hartley Marx'ın Dönüşü masa masal Masashi Kawamura masumiyet Matbuat Matbuat matematik math rock Matt Borrusso Matt Dillon Maurice Blanchot Maurice Sendak Mauvais Sang Mavado Charon mavi Max Brod Max Ernst Max Jacob Mayhem mağara Medya Medya Mehmet Gökmen Mehmet Siyahkalem Mehmet Zaman Saçlıoğlu Mehtap Meral mekan Meksika mektup Meltem Ege Memento mori Mesut İtku meta-metin metal metin Metin Erksan Metis meydan Meydan Gazetesi meyve Mezarlık Michael Cooney Michael Gira Michel Foucault Mihran Tomasyan Mike Hostench Mikhail Bulgakov Mikrokolektyw Milano Milena militarizm mimari mimarlık Mimar Sinan Üniversitesi Mine Söğüt minimalizm Mircea Cărtărescu Miron Zownir Mirza Metin Mississippi Nehri mizah Moby Dick moda model modernizm Mogwai monolog Moskova movie poetry mp3 Mr. Natural Mrcello Mgni Mtaär mum Murat Cem Şerbetçi Murat Nemet-Nejat Museum für Konkrete Kunst Musevi music Musiki Mustafa İtku mutfak mutluluk Mutlu Yetkin myspace Münir Hayri Egeli müzayede müze müzik müzikal müzisyen mısır Naked Lunch Nazi Nazizm Nazım Ünal Yılmaz Necati Tosuner Nechayevschina nefret Neil Young Nekizm Nekropsi Neu! Neue Slowenische Kunst Neuromancer new model army New Orleans New York Nick Cave Nick Hornby Nico Nico Papatakis Nida Kireççi Nietzsche Nikola Tesla Nişantaşı Noam Chomsky Nobel Ödülü Nod noise Norgunk Norgunk Yayıncılık Norveç Notre Dame NSK Nusrat Fateh Ali Khan Occult rock OccupyGezi Occupy Gezi Parkı oi okuma Okültizm Olga Knipper Oliver Saks Omar Rodriguez-Lopez online yayıncılık opera Operation Room organik ürünler Orhan Gencebay Ortaçağ Oscar Wilde Oscar Zeta Acosta Osman Cavcı Osmanlı otel Ottlo Kafka Oulipo Outlet oyun oyuncak oyuncu Oğuz Arıcı Oğuz Atay Pablo Neruda pagan panel pantolon pantomim Paola Dionisotti para Paranoid Park Paris Paris sous la pluie park Park Chan-Wook parti Pat Kinevane Patti Smith Paul Avrich Paul Bowles Paul Claudel Paul Eluard Paul Hurst Pauline Baynes Paul Klee Paul Valéry Paul Verlaine Paul Wheeler Paweł Stolorz Pera Film Pera Müzesi performans Pete Postlethwaite Peter Bürger Peter Greenaway Peter Menzel Peter Singer Peter Steele Petra Heöcker Peyote Philip K. Dick Philippe Dijan Philippe Soupault Pi Artwoks Pi Artworks Pi Artworks Istanbul Picasso Pier Paolo Pasolini Pierre Albert-Birot Pierre de Massot Pierre Henry Piha Kolektif Pilevneli Project piyanist Poe Poe'nun 200. doğum günü Poe-nun 200. yıldönümü Poe Günleri poetika Poetry Scores Politik Politik politika Polonya Pontiak pop art Pops Farrar popüler kültür Popüler Kültür porno pornografi Portre Portre post-metal post-punk poster post hardcore post punk post rock Prag pratik pre punk program progressive rock proje Projeler propaganda propaganda yayınları Proscenium Arch protesto psikanaliz psikoloji psychedelic psychedelic rock psychodelic psychodelic rock pulp punk punk rock Puruli Kültür Sanat Pınar İlkiz Queer Quentin Tarantino Radikal radyo Rafet Arslan Rainer Maria Rilke Rammellzee Rammstein Ray Bradbury Raymond Poincaré Raymond Queneau Raymond Roussel Rebecca Pinteon Red Sparowes Refik Anadol Regis Debray Reha Erdem rehber Reinhard Kleist Reinhard Scheibner reklam Rene Magritte renk René Char Replikas resim Resim Bölümü ressam retro retro futuristik retro futurizm Ribemont-Dessaignes Richard Brautigan Richard Ellmann Richard Huelsenbeck Richard Le Gallienne Richard Sennett Ridley Scott ritual ambient ritüel Robert-Louis Stevenson Robert Crumb Robert De Niro Robert Desnos Robert Plant Robert Smith Robert Walser ROBOTİK HAYALLER rock rock'n roll Rockwell Kent Roj Friberg Rolf Lappert roman Romina Raffaelli Ron Mueck Rosa Barba Rosa Luxemburg Ross Canon Roy Andersson Ruhi Su Rune Grammofon Rus rusya Ryohei Hase rüya Rıfat ŞAHİNER Rıza Pehlevi Sachsenhausen Sadık Hidayet sahne salata salon SALT Beyoğlu Salt Galata Salvador Dali Samuel beckett Sanat Sanat sanat galerisi sanatçı Sandro Aguilar San Francisco sansür Santralistanbul sapkınlık sapıklık Sarah Kane Sarkis sarkıntılık Sarıcaalili Godot Mustafa satanizm savaş Savva Morozov saykodelik sağlık Sean Foley sebze Secret Chiefs 3 Sedat Türkantoz seks Selahattin Özpalabıyıklar Sel Yayınları Selçuk Artut sempozyum senarist Senin Ailen Bir Yalan Yavrum Serge Gainsbourg Sergei Bruyukhonenko Sergey Yesenin Sergey Yesenin yazı dizisi Sergio Leone Serhat Köksal ses sessiz sessiz film sessiz sinema sevgi sevgili Sevil Tunaboylu Sex Pistols Seydi Murat Koç Seyyar Sahne seçki Shakespeare Shaktar Donetsk Shuji Terayama siberpunk Sigmund Freud Signe Berstrom Sinan Tınar sinsiyet Siren Yayınları sirk Situasyonizm Sitüasyonist Enternasyonal Sivil itaatsizlik nedir sivil sorular Sivil İtaatsizlik Siyahi Dergisi siyaset Slavoj Žižek Sleep Maps SLip SODA Sofya Andreyevna Tolstoy Sohrab Mohebbi sokak sokak edbiyatı sokak sanatçıları Sokak Sanatı solo Sonic Youth sosyal sosyalist sosyalizm sosyoloji sovyetler birliği soykırım Space music spagetti spagetti western SSCB St. Louis Stanislas Szukalski Star Wars Steampunk Stefano Marini Stephen King Stockholm Stoner Rock stream street art Suat Kemal Angı Sukiyaki Western Django Sun God sunum Superman surf Susan Sontag Swans Sylvain Cotte Sylvia Plath Sátántangó süper kahraman sürrealist sürrealist eylem türkiye Sürrealizm sıcak taciz Tadanori Yokoo Tad Danielewski tahakküm Tahran Bienali Taksim Taksim Gezi Parkı Talin Büyükkürciyan Tangerine Dream tango Tanrı Tanıl Bora tanıtım tarantula tarif tarih tarihte bu hafta Tasarım Tasarım tasarımcı tatil Tatyana Yesenin Tayland taşra Taşıdıkları Şeyler tecavüz Ted Hughes Tehlikeli Oyunlar Teknoloji Teknoloji telefon televizyon Tenten terkedilmiş Terra Incognita Terry Bisson Terry Gilliam Tetsuya Ishida The Bad Seeds the Beatles The Brian Jonestown Massacre the Clash The Doors The Empire Project Thee silver mt. zion Thee Silver Mt. Zion Memorial Orchestra & Tra-La-La Band The Ex The Fall The Handsome Family The Lord of the Rings The Mars Volta Themroc The NAtion The Ninth Life of Louis Drax Theodor W. Adorno Theo van Doesburg The Paper Eater the Pogues The Smiths The Stooges The Velvet Underground The Weird Girls This Will Destroy You Thomas Bernhard Thomas Keenan Three Fried Men Thrill Jockey Records Théophile Alexandre Steinlen Tim Burton Tim Larson Tim O'Brien Timurtaş Onan tipografi tiyatro tiyatro dışı metin Tokyo Tom Cora Tom Hall Tom Robbins Tom Waits Tony Gatlif Tophane toplama kampı topluluk toplum Toru Kageyama Totalitarizm trailer Trainspotter transgender tren trenler Trey Spruance Tristan Tzara trompet Tufandan Sonra Turgut Uyar Turhan Günay turizm turne Tutunamayanlar tv Twitter Tyler Durden Type O Negative tören tüketim Tülay German tünel Türk Türkiye Türk Sineması türlerin kökeni Tütün Deposu Ulrike Meinhof ultras ulusalcılık Ulus Baker uluslararası Uluslararası Af Örgütü Ulver Ulysses Unabomber Un Chant d'Amour unutulmasın diye Urban Jealousy USSR uyarlama uyku Uykuda Çocuk Ölümleri Uzak doğu Uçma Sanatı vagon vahşet Vamos Bien vampir Van Gogh Varg Vikernes varoluş Vatan Partisi Velimir Khlebnikov Vermin Supreme Vic Chesnutt Vic Chestnutt Victor Hugo video klip Vinnie Appice Vinnie Jones Vinnie Paul vintage Virginia Woolf Virginie Despantes vizyonsuz sinema Vladimir Makanin Vladimir Nabokov Vladimir İlyiç Ulyanov vokal Volkan Aslan Vs. Vsevolod Meyerhold Vüs'at O. Bener Walter Benjamin Wassily Kandinsky Watchmen web 2.0 web dergi Weiland Herzfelde We Make Magazines Wheat Würtzburger William Blake William Burroughs William Faulkner William Gibson William Heath Robinson William S. Burroughs Wim Wenders Wire Witold Gombrowicz Wolfgang Hilbig Wooden Shjips WOUNDED WOLF PRESS Wrekmeister Harmonies Xiu Xiu Yadigâr Ejder Yalı Hanı Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık yaratıcılık Yaratılış yarışma yayın yayıncılık yayınevi Yayınlanmamış önsözler yazar yazı Yazı dizisi Yazı dizisi Yazı dizisi: Nico yağmur yaşam Yaşar Çabuklu yemek yeni yıl Yer6 Hafıza yeraltı yeraltı edebiyatı Yerel İllüstratörler 02 yerleştirme Yevgeni Zamyatin Yeşilçam Yitik Ülke Yayınları YKY Yoko Ono yoksulluk yolculuk Youtube Yukio Mishima Yunanistan Yurdaer Altıntaş Yves Klein yönetmen Yüksek Lisans Yüzüklerin Efendisi yılbaşı yıllık Zafer Aracagök Zafer Yalçınpınar zeitgeist Zeki Alasya Zeliha Berksoy Zeynep Arabacıoğlu Zinaida Reich zine Ziya Osman Saba zombi zombie Zombie Green Room zombie movie zombi filmi Zoomoozofon zulüm Ç.R.O.P. Çanakkale Çanakkaleli Melahat Çanakkale İçinde Çek Cumhuriyeti Çekoslovakya Çin Çingene Çizgi Roman Okurları Platformu Çiğdem Erken Éditions Gallimard Édouard Levé Ölülerimizi Topluyoruz Ölüm Tarlaları Ömer Bakan Ömer Madra Ömer Uluç Özdem Petek Özge Dirik Özgül Tanyeri Özkan Şahin Ümit Kireççi çağdaş sanat çekim çeviri çevirmen çevre çevre koruma çizer çizgi film çizgi roman çizim çocuk çok-kültürlülük çöp ödül ölü ölüler ölüm örümcek öykü özel koleksiyon özgürlük öğrenci öğretim üniversite üretim ütopik mimari ütopya İbni Haldun İFSAK İhsan Oktay Anar İkinci Dünya Savaşı İlahi Komedya İlber Ortaylı İlhan Berk İlhan Mimaroğlu İlyas Odman İmece İngiliz İngiltere İnsan Hakları İran İsa İslamiyet İsmail Yerguz İspanya İsrail İstanbul İstanbul Bilgi Üniversitesi İstanbul Hatırası Fotoğraf Merkezi İstanbul Modern İstanbul Modern Sinema İsveç İsviçre İtalya İtalyan İtalyan sinemasi İvan Turgenyev ırkçılık Şeyda Öztürk Şeytan Duymadan Önce Ştrugatski Biraderler şair şan şans şarkı şarkıcı şehir şiddet şiir şizofreni