/

Virginie Despentes: Kalıcı oldukları izlenimi veren şeylerin kırılganlığı

Ana karakter Vernon Subutex iflas etmiş plak dükkanı sahibi, dengesizliğe doğru kayan, bir anti – kahraman. İlk kez bir erkek kahramana odaklanıyorsun. Bu karakteri nasıl yarattığını bize anlatabilir misin?

Vernon karakteri fikri 2008 mali krizinden sonraki işten çıkarmalar dalgasında aklıma geldi; İspanya’da çok zaman geçirdim ve bir milleti yıkmanın o denli kolay olması bende bir etki yarattı. İnsanlar kendilerini borçlarının ağırlığıyla sokaklarda buldular, ülke işsizlik yüzünden ezildiği için işe geri dönme ihtimali de yoktu.

Hayatları boyunca faturalarını ödemişler, ailelerini geçindirmek için işleri yoluna koymuşlardı ve 50 veya daha ileri yaşta kendilerini bir anda evsiz buldular. Avrupa’da, benim yaşımdaki biri için bu yeni bir şeydi. Fransa’da, sefaletin yayılması, her türlü sonucu olan nispeten yeni denebilecek bir toplumsal seçimdir. Bir plak dükkanı sahibi düşündüm çünkü 1980 ‘lerin sonunda plak satıcısıydım ve plak işinde çalışan bir sürü insan tanıyordum.

Batmaz izlenimi veren güçlü bir endüstriydi ve ana akımın yanı sıra sağlam olduğu izlenimini de veren son derece organize bir alternatif muhalif kültür vardı. Ama işi aslı her şey iki yıl içinde kayboldu gitti. Beni ilgilendiren buydu – kalıcı oldukları izlenimi veren şeylerin kırılganlığı.

Kitabın 20. yüzyıl 21. yüzyıla geçerken bir grup arkadaşın hikayesini anlatıyor. Bunun bir neslin hikayesini anlattığını söyleyebilir misin?

Bu roman hakkında defalarca söylendi ve oldukça gurur verici ve bu beni memnun ediyor, ama başından beri niyetim bu değildi. Hayatta birçok sorunum var, ama şu an için megalomani bunlardan biri değil ve kendimi bir neslin portresi yapma fikriyle bilgisayarımın başında otururken görmüyorum. Onun yerine ortadan kaybolmayla ilgili bir hikaye uydurdum.

Bilincimiz çok yavaş gelişse de gerçeklik istikrarsızdır. “Hayalet üyeler” ile hangi ilişkileri sürdürmeye devam ediyoruz – beni ilgilendiren insanlar, yerler, kavramlar veya ilişkiler. 50 yaşındayım ve gerçekten var olandan ziyade ortadan kaybolmuş olanla ilişkide daha avantajlı olduğum zihinsel bir evrene adım adım girdiğimi hissediyorum. Bunun aynı şekilde kültürlerimiz için de geçerli olduğu izlenimine sahibim – örneğin, internet her şeyi tersine çevirirken, internet öncesi dünyada yaşıyormuşuz gibi düşünmeye devam ediyoruz ve bu yeni dünyaya düşüncelerimizle girmeyi başaramadık bence.

Kendi gerçekliklerimizde yabancılaşıyoruz ve bu deneyim ilgimi çekiyor. Vernon Subutex, birçok karakterin olduğu bir roman ve tek ortak noktaları gerçekliğe bir türlü uyum sağlayamamaları. İster genç ister yaşlı olsunlar, ölülerle tartışmaya devam ediyorlar.

Şiddete şiddet dışındaki yollarla karşılık vermek çok zor. Maruz kaldığımız şiddeti yeniden üretmemek çok zor.


Kitabın en güçlü yönlerinden biri anlatı stratejisi Vernon Subutex 1 ‘de aşırı sağcı militanlara rastlıyoruz, bir transseksüel Brezilyalı model, kokain bağımlısı bir tüccar, eski bir porno yıldızı. Seslerin bu çokluğu, okuyucunun düşüncelerini, duygularını, acılarını ve son derece farklılaşmış karakterlerin arzularını kucaklamasını sağlıyor. Toplumu oluşturan herkese ses vermeye mi niyetliydin?

Plak dükkanında ilgimi çeken şey buydu – yani, rock ve post – punk, hardcore ve funk’ta, tüm bu gitar müziği biçimleri, samimi bir tutkudan başka hiçbir ortak noktası olmayan insanları birbirine karıştıran muazzam bir dönüm noktasıydı 1990’larda bir plak dükkanındaki müşterileri düşünürsek ve birinin ya da diğerinin yollarını izlersek, kendimizi toplumun hemen hemen her yerinde buluruz. Rock kültürünün son 20 yıldaki aşırı sağ etkilere açıklığı beni özellikle etkiledi.

Çevremde duyduklarımı tam olarak yazmaya çalıştım, ama aynı zamanda çevrimiçi olarak maruz kaldığım şeyleri de yazmaya çalıştım, çünkü sosyal ağlar bizi zaten gerçekliği algılamak istediğimizi doğrulayan bilgi kümeleri halinde kapatmak için çalışsa bile, web ortamı bizi 20 yıl önce erişemeyeceğimiz söylemlerle temasa geçiriyor. Bir Yahudi karşıtının zihninde neler olup bittiğini bilmek için aşırı sağcı basını okumak gerekiyordu, bugün kaybedecek biraz zamanınız olması ve kendinizi Google’ın yönlendirmesine izin vermeniz yeterlidir.

Şiddet, uyandırılan temalarda (Vernon’un soyundan gelen sosyal şiddet, karısını fiziksel olarak istismar eden Patrice ile aile içi şiddet, intihar, uyuşturucu bağımlılığı, alkol) veya dil kullanımında olsun, metnin merkezinde yer alıyor. Bu şiddetin kitabın ana teması olduğunu söyleyebilir misi, tüm karakterleri birleştiren konu bu olabilir mi?

Şiddet beni takıntı haline gelmiş bir tema. Kendi şiddetim, her yerde var olan bir şiddet algım – film ve TV dizilerinde, internetteki alışverişlerimizde, sokakta, protestoların bastırılmasında, politik öfkenin ifadesinde, ekonomide, ekolojik olarak. Tüm alanlarda şiddette bir artış görüyorum – yazdığım tüm hikayelerde bunu hissedersiniz. Şiddete şiddet dışındaki yollarla karşılık vermek çok zordur. Maruz kaldığımız şiddeti yeniden üretmemek çok zor.

Aldığın en iyi edebi tavsiye nedir?

Belirli bir edebi tavsiyeyi hatırlamıyorum, ancak Stephen King’in Yazma Üzerine kitabının yazma hakkında çok şey anlamama yardımcı olduğunu biliyorum.

Sevdiğin çağdaş yazarlar kimler?

Joan Didion, Zadie Smith, David Simon, Ann Rice, Chimamanda Ngozi Adichie, Stephen King, Mariana Enriquez… aslında liste oldukça uzun olurdu; bana göre yazarlara hayranlık duymakta oldukça iyiyim.

Boş sayfa sendromuyla nasıl savaşırsın?

İlham kaybı anlamında boş sayfa sendromu beni korkutmuyor. Her şeyi olduğu gibi bırakmanın, yürüyüşe çıkmanın ve başka bir yerde olanlarla ilgilenmenin yeterli olduğunu ve bir hikaye yazma arzusunun kolayca geri döneceğini hissederim.

Bununla birlikte, Joseph Conrad’ın herkesten daha iyi özetlediği zihinsel kesinti türü – yazmak istediğiniz bir sahneye sahip olmak, diyaloğu, yeri ve eylemi bilmek, istediğiniz her şeyi bilmek ve ilk kelimeleri yazamadan tüm günlerinizi masanızda geçirmekten oluşan durum – yani, bununla nasıl savaşılır bilmiyorum.

Bu bana her zaman oluyor ve diğer zamanlarda bunun ötesine nasıl geçtiğimi hatırlamaya çalışıyorum ve en ufak bir fikrim yok doğrusu. Diğer romanlarımda, bitmek bilmeyen yazar tıkanıklığı anlarından ve sonrasındaki yazma aşamalarından başka bir şey hatırlamıyorum.