
Joan Baez, uzun zamandır ertelediği Japonya turnesine 1967 yılının Ocak ayında çıktı. Toplam dokuz konser vereceği turneye giderken yanında Menejeri Manny, dostu İra, Susan ( İra’nın eşi) kız kardeşi Mimi, ve bir Dylan turnesinde tanıştığı o zaman ki sevgilisi Paul vardı. Bavulunda ise; beyaz, koyu mavi, açık mavi ve gri renkte dört elbise duruyordu. Yolculuk boyunca yanındaki Japonca sözlükten “Merhaba”, “Nasılsınız?”, ” İyi akşamlar”, “Tuvalete gitmek istiyorum” gibi, günlük hayatta işine yarayacağını düşündüğü kelimleri öğrenmeye çalışyordu.
İlk konserini Tokyo’da verdi Joan Baez. Dinleyiciler oldukçe heyecanlı ve cömerttiler. Joan, eğilerek dinleyicelere selam veriyor, onlar da armağanlarını sahnenin önüne koyuyorlardı. Her şey güzel görünüyordu ancak yolunda gitmeyen bir şeyler vardı sanki. Joan Baez derdini tam olarak anlatamıyordu dinleyicilerine. Onlarla istediği iletişimi bir türlü kuramadığını düşünüyordu. Yaptığı espirilere dinleyiciler tepkisiz kalıyor, Vietnam savaşını finanse etmemek için vergi vermediğini söylediğinde ise salonda küçük gülüşmeler duyuluyordu. Tercümanları olan Deko-san ve Takasaki’nin yeterince iyi çeviri yapmadığı düşünüyordu.
O üçüncü konserde, Takasaki sahneye çıkıp dinleyicelere uzun uzun bir şeyler anlattınca, Joan Baez diğer tercümanı Deko-san’a dönüp onun ne söylediğini sorar. Deko-san, Takasaki’nin dinleyicilere sigara içmemeleri ve buna benzer şeyler söylediğini söyler. Oysa Takasaki bambaşka şeyler söylüyordu:
“Bu kızın çok güzel bir sesi var, onu dinlemelisiniz ama savunduğu politikya gelince o ne dediğiniz bilmezin biri. Çok genç değil. Onun söylediklerine aldırmayın.” diyordu. Joan Baez’in Vietnam savaşını finanse etmemek için vergi vermiyorum sözlerini ise; “Amerika’da vergiler çok pahalı…” diye çeviryordu dinleyicilere. Jaon Baez, Osaka’da tanıştığı ve sonradan tercümanı olan Tsurumi’den öğrenir gerçekleri ve 1 Şubat günü de Japonya’dan ayrılıp Hawai’ye gider.
Takasaki her şeyi anlatıyor…
21 Şubat 1967 günü The New York Times gazetesinin sayfalarında, kendisini CIA örgütünden Harry Cooper adıyla tanıtan bir Amerikalı’nın Japon tercüman Takasaki’ye Bayan Baez’in Vietman, Nagasaki’ye atılan bomba hakkında söylediklerini tercüme ederken sözlerini zararsız bir şekilde çevirmesi için talimat verdiği yazılıydı. Bu iddaları öne süren kişi ise Takasaki’nin ta kendisiydi.
Takasaki, Tokya gazetlerinden Asahi Shimbun gazetesine ise; Harry Cooper tarafından baskı gördüğünü, her yıl, iki ay ABD’de çalıştığını, Harry Cooper’ın isteklerini yerine getirmediği taktirde bir daha Amerika’ya gidemeyeceğini, iş hayatında çeşitli sorunlar yaşayacağını, Japonya’da genel seçimler olduğunu için Baez’in politik görüşlerini tercüme etmesi konusunda dikkat etmesi için Harry Coopper’ın kendisine talimatlar verdiğini söyledi.
Harry Cooper, Takasaki’ye yardımları için teşekkür edip edip gitmeden birkaç gün önce Tokyo’daki Amerikan elçiliği, Takasaki isimli biriyle hiçbir şekilde bağlantı kurulmadığını, elçilikilerinde Harry Cooper adında bir görevlinin bulunmadığını açıklamıştı bile.
*Kaynak: Joan Baez / Yürekten Kopup Gelen Ses
![[Futuristika!]](https://futuristika.org/wp-content/uploads/2020/12/futuristika-logo.png)






Chris King, şiir okumaları ve müziklerini yaparken, zamanla bu çalışmaların neden filmini yapmadıklarını sorgulamaya başladıklarını belirtiyor. "Biz" dediği ise, yakın çevresinden olan, avangard film yapımcısı Chizmo ve veteran film yapımcısı Aaron AuBuchon oluyor. Bu kişilerin yardımıyla çekilen filmin editlenmesini ise Kevin Belford gerçekleştirmiş.
Filmin adı "Blind cat black/Bakışsız bir kedi kara" ve film bir "Amatör sürrealist zombi filmi". Daha önce çeşitli mekanlarda gösterilen film, 2010 sonbaharında St Louis'de de ücretsiz olarak gösterime girecek.
58 dakikalık filmde yaklaşık 50 oyuncu yer alıyor. Zombi makyajlarını Leata Land gerçekleştirmiş ve filmdeki zombi mekanı Zombie Green Room'un işletmecisi. Barmeni ya da zombi kavgacılarını çeşitli besteciler ya da avangard müzisyenler oynamış.
Chris King, filmlere, özellikle de sessiz filmlere her zaman ilgi duyduğunu söylüyor. Hem böylesi bir, belki de tarihteki ilk, sessiz zombi filmini çekmenin, hem de bu filmi, Türk şair Ece Ayhan'ın aşılamaz kitabı Bakışsız Bir Kedi Kara'nın İngilizce çevirisi için hazırlanan müzikleriyle birleştirmenin, çok değişik bir tecrübe olduğunu söylüyor ki kendisine sonuna dek katılıyoruz.
[caption id="attachment_7449" align="alignleft" width="310"]



Gerçek hayatta olmayabilir ama Japon sinemasında her şey mümkündür. Özellikle, en akıldışı şeyler. Kendisini kuş sanan bir aile babası, her gün karısını öldürmekten dolayı hayatından bezmiş bir ressam, brokoliyi bile azarlamaktan çekinmeyen bir kiralık katil ve daha bir çok garip olay/karakter. Bunların hepsi aynı filmde olursa bir de, tadından yenmez.


[/column][/col-sect]
Eleştirmen Evrim Ersoy ve Medya Uzmanı Alex Kidd tarafinda kurulan kulüp, her ay sinemada bir gece konsepti içinde eski günleri canladırmaya çalısıyor: Seyirciyi geldiği zamanda çalan müzik ve poster galerilerinden tutun da, her filmden önce oynatılan ve her ayki temaya göre değişen ‘Trailer Trash’, kısa filmler ve film quiz’i, Duke’u Londra’daki diğer film kulüplerinde çok farklı kılıyor. Time Out Londra tarafından ‘Çok önemli bir film kulübü’ ve ‘Kayıp filmlerin durdurlamaz desktekçileri’ olarak tanımlanan ikili, İstanbul programı için Londra’da oynattıkları en bilinmeyen ve garip filmlerinden birini seçtiler.





