Kin ve İsyan Yayını

Blog

  • Sürrealistler için üç şarkı

    Sürrealistler için üç şarkı

    İngiliz besteci John Tavener’ın “Three Surrealist Songs/Üç Sürrealist Şarkı”sında, sözleri Edward Lucie-Smith yazmış. Toplamda dokuz dakika süren şarkılar, Rene Magritte, Max Ernst ve Salvador Dali için, Türkçe’de ilk kez… Önce dinle, sonra söyle.

    WordPress plugin

    1. Rene Magritte için

    Ne kadar tuhaf Kafamın içindeki dünya Tarak kafamdan büyük hatta

    Ispanakla beslenenler Çoğunlukla yanılıyor Beyinden daha güçlü Ama beyinler de güçlü

    Oda tıka basa Yer yok bize Bir ahtapot olmuş Bu elma

    2. Max Ernst için

    Bir ev kadar büyük Bir bülbül Bir fare kadar ufak Bir adamı yuttu

    Ne güzel Ne güzel Ne güzel Dedi bülbül

    Tüylerin altında Kaybolmuş karanlıkta Korkuyla başladı adam Havlamaya:

    Hav Hav Hav Dedi bülbül

    Ve ay aşağı baktı Soğuk bakışlarla ormana Orada havlayan kuşa:

    Duy beni Dedi bülbül

    Neden bir kuşun içindeki Bir adam Köpek gibi havlasın ki? Absürt değil mi?

    Hiç de değil Dedi bülbül.

    3. Salvador Dali için

    Biz uyurken Dünya Sallanır, Şimşek Mırıldanır bize. Biz ise daha derine Çok daha derine Düşeriz düşlere.

    Uzandığımda Dünya değişmiştir. Suyun bir taşla Sıkışması gibi sallanmıştır, Dalgalar ise artmaktadır Düşlerimi sallamaya

    Kabuslar, evliyalar Gökyüzü çatısı. Aşkın amblemleri. Dehşetin işaretleri. Bir insan aslen nedir Sadece düşüyse?

  • Ejder’in siberpunk dönüşü

    Ejder’in siberpunk dönüşü

    Güneş doğudan doğar ve ilk Japonlar’ın kafasına vurur. Güneşin en güçlü halini yedikleri için onların kafası bizden çok farklı çalışır ve bu nedenledir ki türlü gariplikler orada gün yüzüne çıkar. Böyle bir yerde sinema sektörü normal kalamazdı; kalmadı da haliyle.

    En garip kısa filmlere imza atan Sogo Ishii, hem karizması, hem de film seçiciliği bakımından Japonya’nın Johnny Depp’i olan Tadanobu Asano‘yu da yanına alıp kısadan halli, uzundan eksikce bir film yapmış. Unutulmaya yüz tutan Japon siberpunk sinemasının nadide bir örneği olan filmin adı Electric Dragon 80.000 V

    Bir kaza sonucunda yüksek voltaja kapılan bir çocuğun beyninde, tarih öncesi çağlardan kalma hayvani içgüdüler uyanır. Bu dakikadan sonra o çocuk artık Dragon-eye Morrison’dur. Şu zalim dünyada onu sakinleştiren tek şey ise elektro gitarıdır. (Demek oluyor ki, bol distorsiyonlu ve gürültülü bir gitar sesi duyuyorsak şikayet etmemeliyiz, aksine Morrison’un sakin olduğunu düşünüp rahat nefes almalıyız.)

    Günleri, gitar çalarak ve -elektrik faturasını ödeyebilmek için- kayıp evcil kertenkeleleri aramakla geçerken bir gün karşısına birisi çıkar ve bütün huzuru bozulur. Karşısına çıkan bu kişi 20 milyon volt gücündeki Thunderbolt Buddha‘dan başkası değildir…

    İzledikten sonra ya hayranı olacaksınız, ya da kaybettiğinizi düşündüğünüz 55 dakikadan dolayı bana küfürler yağdıracaksınız, arasına rastlamadım henüz. Fragmanını izleyip buna karar verebilirsiniz.

  • Vaat edilenler diyarı

    Vaat edilenler diyarı

    Vaat edilenler diyarına hoşgeldiniz…

    “Sadece bir dağ bir dağın merkezini bilebilir.”
    Frida Kaldo

    Güzel gözlü kadın, kendi kadar güzel kızlar dünyaya getirmişti. Ama güzel göz dünyada güzel günler göstermeyecekti. Güzel gözlü kadın gördüklerine inanamayarak gözlerinin sonsuza yumacaktı. Belki de pek çok insana göre güzel günler var olsa da, o gözler görmemeleri gereken o kadar çok şeyi görecekti ki, sonunda bozulacaklardı.

    Acıdan bozulacaklardı.

    Ama içlerinden en “güçlü” (Acaba umursamaz mı, akıllı mı demeli?) olanı istemediği şeyleri görmemeyi öğrenmişti. Bunu beceremeyen geride kalan güzel gözlü kızlar, ömür boyu acı çekmeye mahkum edilmişlerdi. Büyüdüler, kadın oldular, hüzünleri acı oldu.

    Bir de yanlarında mavi güzel gözlü adam vardı. Ama onun gözleri güzel gözlü kadınların tarafına bakmayı hiç istemedi, ta ki güzel gözlü kadın ona bakmayı da reddederek gözlerini yumana dek.

    Ondan sonra mavi güzel gözlü adamın gözlerine öyle bir acı oturdu, istese de hiçbir tarafa bakamaz oldu. Sonra gözleri hiçbir zaman göremeyen, sadece yaşadığını sanan insanların yanında yaşamayı seçti, gözlerine daha fazla acı oturmasın diye. Dünyası sadece ihtiyacı olduğunda aydınlığı görebilecek kadar kararmıştı. Ama kimseye söylemedi. Güzel gözlü kadın acıdan gözlerini sonsuza kadar yumduktan sonra, güzel gözlü kızların acı çekmemeleri, kötü şeyleri görmesini engellemek için gözlerini kapatmaya çalıştı. Ama güzel gözlü kızlar, tam tersine gözlerini dört açarak yaşamaya başlamışlardı.

    Güzel gözlü küçük kız, kimse ona kendi gördüklerinin ne kadar kötü olduğunu anlatmadığı, anlatamadığı için, her şeye kendi kendine baktı, acıdan gözleri kamaştı. Hala da neye bakıp neye bakmaması, neleri görmesi neleri görmemesi gerektiğini anlayamamıştı. Ne zaman karar verse, emin olsa tam tersi çıkıyordu. İçini yansıtan güzel gözlü insanlara güvendi ve o gözlerin aslında ona ne kadar kötü baktığını hep çok geç olduğunda farketti. Özellikle güzel gözlü erkeklere çok kanmıştı. “Her seferinde daha büyük bir kötülük göremem.” diye düşündü, ama yanıldı, acı çekti. Ona ihtiyacı olduğunu söyleyen gözlere inandı, acı çekti. Gözlerin yalan söyleyip söylemediğini anlayamadı, inandı. Gözlerinin ne kadar güzel olduğunu söyleyenlere inandı, gerçekten ona bakmak istediklerini düşündü.

    Tanıdığı mavi güzel gözlü adamdan yardım istemeye karar verdi. Bir baktı ki, mavi güzel gözlü adam onun tarafına bakmıyordu. Güzel gözlü kızın gözlerine daha da acı oturdu. Herkesin ona kötü gözle baktığına karar verdi. Gözleri kan çanağı olana kadar ağlıyordu. Ama hemen eski haline döndüğü, kimsenin onun gözlerine oturmuş acıyı görmesini istemediği için, herkese hiç acı hissetmiyormuş gibi bakıyordu.

    Bazen rüyalarında güzel gözlü kadının gözlerini görüyordu. “Acaba onun gözlerine sahip olsaydım bu kadar yanlış gözle görür müydüm dünyayı?” diye düşündü hep. Halbuki, unutmuştu güzel gözlü kadının da gördüklerinin acısına dayanamyıp gözlerini yumduğunu. Güzel gözlü kız bazen karar vermeye çalışırken, “Acaba güzel gözlü kadın olsaydı neler görürdü?” diye düşünürdü. Nedense onun güzel gözlü kötü kalpli erkekleri tanıyabildiğini düşünüyordu.

    Onca göz arasından mavi güzel gözleri o seçmişti ne de olsa.

    Acı çekti, okudu. Yanıldı, okudu. Gözlerine oturan acıyı sadece okuyarak dindirdi.

    Hiç geçmez mi gözlerinden bu sonbahar?

    *İllüstrasyon: Nida Kireççi

  • Doğu Alman Alt Kültür Örnekleri I – DDR ve gayrı safi milli musiki

    Doğu Alman Alt Kültür Örnekleri I – DDR ve gayrı safi milli musiki

    “Duvarın yeniden örülmesine yardım eder misiniz? 20 senedir, hayat burada daha iyiye gitmedi…”
    Bir radyo blogundaki yorum…

    “Sosyalizmin başarısızlığından bahsetmek absürt olur. Çünkü şu ana kadar sosyalizm sadece entelektüellerin zihnindeydi. Birkaç milyon kişinin hayaliydi. Ancak sosyalizmin gerçekliği Stalinizm’e çıktı, kendi halkını sömürgeleştirmek oldu.”

    Heiner Muller

    2009 Kasım ayı, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 20. yıl kutlamalarına sahne oldu. Yıkılışını canlı yayında izlediğimi hayal meyal hatırlıyorum. İnsanların taşları parçalayıp götürmeye çalışmalarından etkilenmiştim. Neyin ne olduğunu ya da o zamanki gibi olmadığını anlamak için yıllar geçmesi gerekti. Kaybederken kazanılanlar arasında ise, Doğu Alman futbolu ve müziğine ilgi vardı. Giderek unutulan, neredeyse kimsenin bahsetmediği nadir değerlere yüzünü dönenler için…

    Bu yazı dizisinde, buna daha çok ses ve görsel dizisi demek daha doğru olabilir, Doğu Alman yeraltı müziğine bakacağız. Ada ile aynı dönemde, punk, indie, elektronik pop ve rock sahnesinde sıkı bir Doğu Alman yeraltı kültürü olduğunu göreceğiz.

    Amiga plak şirketine bağlı çıkan Kleeblatt toplamalarıyla başlıyoruz. 1988 yılında çıkan ve toplamanın 23. albümü olan “Die Anderen Bands/Diğer gruplar”, Doğu Almanya’da yıllarca baskı altında kalan punk/indie grupların toparlandığı ilk kayıtlardan.

    Karışık kaset
    Kleeblatt No.23

    Firma: Amiga
    Yayın: 1988

    Şarkı listesi

    A-Yüzü
    Feeling B – Artig
    Feeling B – Alles ist dufte
    Feeling B – Geh zurück in dein Buch
    Hard Pop – Grau
    Hard Pop – Tote Ballerina
    Hard Pop – Angst vom Mund

    B-Yüzü
    Sandow – Wir
    Sandow – Fliegen
    Sandow – Anders
    WK13 – P2
    WK13 – Asphalt
    WK13 – Sonntag

    https://www.youtube.com/watch?v=1oaUsDo0a2E
    1. Dünya Savaşı sona erdikten sonra Doğu Alman ekonomisi, yeni sürece çökmüş olarak başladı. Savaş borçları nedeniyle SSCB’ye ödenenler durumu daha da zorlaştırdı. 1984 yılında tahmini kişi başı gelr 9.800 dolardı (2008 yılı karşılığı 21.000 dolar). En pahalı ürünlerden biri kilosu 5 dolar olan kahveyken, bir soum ekmek 1 sentin bile altındaydı. Bulunamayan ürün olursa posta ile Danimarka ya da Batı Almanya marketlerinden getiriliyordu.

    DT64 ise, Doğu Alman radyosunda gençlik programıydı. Duvarın yıkılışının ardından bir süre daha devam edip sona erdi. 1964 yılında Doğu Berlin’de, 99 saat boyunca hiç durmadan müzik yayını yapılmıştı. Program yıllar içinde gelişim gösterdi ve konserler dizisi uyguladı. İlk elektro-beat örneklerini veren yayın oldu ve zamanla elektronik müziğe kaydı. 1 Mayıs 1993’de radyonun adı Saksonya başbakanının isteğiyle “Sputnik” olarak değişti.

    Serinin ikinci toplamasına dönersek,

    1990 yılında yayınlanan Systemausfall’da alternatif, dub, punk ve deneysel arayışlardaki gruplara yer verilmiş.

    Şarkı listesi

    1. O-Ton Radio DT64
    2. Herbst In Peking-Bakschischrepublik
    3. Ich-Funktion-Hobin Rood
    4. Keimzeit-Irrenhaus
    5. Tom Terror Und Das Beil-Kopfstand
    6. Herbst In Flake-Bakschisch For Burundi
    7. Feeling B-Lied Von Der Unruhevollen Jugend
    8. Renft-Nach Der Schlacht
    9. Engerling-Es Kommen Andere Zeiten
    10. Die Skeptiker-Strahlende Zukunft
    11. Der Expander Des Fortschritts-Fremdgeh’n Durchs Land
    12. Die Firma-Alte Helden
    13. Hans Blum-Money
    14. Herbst In Flake-Bakschisch For Burundi [Dance Mix]
    15. Sandow-Born In The G.D.R.
    16. O-Ton Radio DT64
  • “Dinleyici Destek Projesi 7. Radyo Şenliği” başladı!

    “Dinleyici Destek Projesi 7. Radyo Şenliği” başladı!

    9 gün, 9 gece, 99 saatlik bir radyo yayını!

    7 yıldır dinleyicilerinin sürekli desteğiyle bağımsız ve başına buyruk yayın hayatını sürdüren ve bundan büyük keyif alan Açık Radyo’nun 2010 Dinleyici Destek Projesi Radyo Şenliği 20-28 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek. Sağduyu ve neşe, radyo dalgaları ile temaslarda bulunacak. Bu curcuna tam 9 gün, 9 gece, 99 saat sürecek.

    Radyo dalgaları ile insan dokunuşu!

    Her yıl olduğu kültür ve sanat dünyasının Açık Radyo severleri kendi zevklerine göre hazırladıkları radyo programlarında dinleyiciyle samimi bir temas kuracaklar. Basın ve eğlence dünyasının alışıldık dil ve tavrının uzağında, insani buluşmalar gerçekleştirecek olan Aylin Aslım, Ayşe Tütüncü, Burak Güven, Buzuki Orhan Osman, Engin Günaydın, Geveze, Halil Ergün, Haluk Bilginer, Harun Tekin, Kaan Sezyum, Leman Sam, Memet Ali Alabora, Okan Bayülgen, Sabahat Akkiraz, Sumru Ağıryürüyen ve Zeynep Casalini bu yılki Radyo Şenliği’nin “müstesna konuklarından” bazıları…

    Dinleyiciler mikrofonda!

    Yedinci Radyo Şenliği’nin asıl yıldızları ise Açık Radyo Dinleyici-Destekçileri. Bu yıl aynı zamanda 15. yaşını da kutlayan Açık Radyo, Dinleyici Destek ProjesiYedinci Radyo Şenliği’nde mikrofonu dinleyici-destekçilerine uzatıyor. Açık Radyo stüdyolarına davetli olan 99 kadar dinleyici bu özel yayına bu defa sadece dinleyici değil, aynı zamanda programcı olarak katılacaklar.

    Dinleyiciler Nasıl Destek Olabilir?

    Her yıl düzenlenen Dinleyici Destek Projesi ile Açık Radyo dinleyicisi radyosuna sahip çıkıyor. Dinleyiciler seçtikleri programın istedikleri bir saatine destek veriyorlar. Yani dinleyiciler ücretsiz dinleyebilecekleri bir yayının sürdürülebilmesi için para vererek destek oluyorlar. Bunu bir telefonla (0 212 343 41 41) ya da bir “tık”la (www.acikradyo.com.tr) yapmak mümkün. Açık Radyo seçtikleri programın başında ve sonunda adlarını anarak destekçilerine teşekkür ediyor.

     
    Destek olmak için: Facebook etkinlik sayfasıWebsite – 212 343 41 41

  • Nicholas Kardeşler

    Nicholas Kardeşler

    Fayard ve Harold Nicholas Kardeşler, 1930’lu yılların başında, 1920’lerde yeşeren Harlem Rönesansı‘nın dans eden yıldızları idi. Piyanist bir anne ve baterist bir babanın çocukları olarak ikili, anne-babalarının çalıştıkları tiyatroda sergilenen vodvilleri ön sıralardan seyretmişler, dans eğitimlerini dönemin ünlü siyahi yeteneklerini izleyerek almışlar. Harold 11, Fayard 18 yaşlarında iken ise, Cotton Club’da beyaz patronlarla kendi gösterilerine başlarlar; akrobasi, tap dans ve bale karışımı “Flash Dance” tarzının öncüleri olurlar. 40’lı yıllarda Broadway’de gösteriler, dünya turneleri, filmler, televizyon şovları derken alanlarında bir numara olan kardeşler Harvard ve Radcliffe üniversitelerinde dans dersleri verirler uzun süre. Mihail Barışnikov’un  “gelmiş geçmiş en muhteşem dansçılar” olarak nitelediği Nicholas Kardeşler’in, siyahi sinemanın en değerli filmlerinden birisi olan Stormy Weather‘da nefis bir plan sekans örneği olan dans sahneleri içinse Fred Astaire, “seyrettiğim en iyi müzikal film sekansı” demiş, zamanında. İkili meşhur oldukları tüm dans hareketlerini (birbirleri üzerinden kurbağa sıçrayışları, merdivenlere Van Damme bacak açışıyla konmak? En iyisi siz seyredin…) bir bütün halinde sergiliyorlar.
     

    <

    p style=”text-align: center;”>

  • İTÜ Radyosu

    İTÜ Radyosu

    İTÜ Radyosu, 1945 yılında Prof. Dr. Mustafa Santur, Doç. Dr. Adnan Ataman, Doç. Dr. Tahsin Saya, asistanları ve öğrencileri tarafından Gümüşsuyu’nda kurulmuş. Türkiye’nin ilk üniversite radyosu için açılış müziği olarak Mozart’ın Türk Marşı (Rondo Alla Turca) seçilmiş.

    Kısa zamanda geniş bir dinleyici kitlesi edinen radyoda, İstanbul konser salonlarından kayıtlar, basketbol ve futbol karşılaşmaları yayınlanmaya başlar. Klasik Batı müziği, Türk Sanat müziği programları, yarışmalar derken İstanbul ve Ankara radyoları kadar takip edilen bir frekans olur. Bağışlarla, gönderilen hediyelerle arşivini zamanla geliştirir. 1957’de Taşkışla binasına, 1963’te Maçka Maden fakültesine taşınır radyo.

    1971’de radyo ve televizyon yayını tekelinin TRT’ye verilmesi üzerine düzenli yayınlara son verilir fakat 1980’e kadar yayınlarını aralıklarla sürdürmeyi başarır, sonra susar İTÜ Radyosu. Dönemin İ.T.Ü. Rektörü Prof. Dr. Gülsün Sağlamer’in öncülüğünde yürütülen bir yeniden yapılanma süreci sonucunda, 29 Ekim 1995’te Maslak yerleşkesinde Kablo TV şebekesi üzerinden düzenli yayınlara yeniden başlanır. Ama her güzel şeyi baltalayan mevcut bir sistem içinde olduğumuzdan, Kamu Kurumu olan üniversitelerin yayın yapamayacağını belirten Radyo TV yasası engeli çıkar bu sefer de. 1999 Nisan’ında verici susar.

    Neyse ki 1998’de başlayan internet ortamında canlı yayınını bugün de sürdürebilmektedir İTÜ Radyosu. Dinleyin, dinletin!

    Yeniden atmosferdeki yerini almayı planlayan İTÜ radyosu ve televizyonunu destekliyoruz!

    İTÜ Radyosu’nda “Maviliklere Yolculuk”

    Ali Taşdemir ve Mert Turhan’ın hazırlayıp sunduğu Blues Müzik tarihini anlatan program, çarşamba günleri saat 11’de, tekrarı ise her cuma saat 18’de yayında…

    İTÜ Radyosu’nda “Buzdan Notalar”

    Soğuk ülkenin, sıcak müziği, Norveç Jazz Müziğini tek bölümde anlatan unutulmayacak bir program, Perşembe saat 15.00, tekrarı Pazar 19.00’da sizlerle. Hazırlayan ve Sunan: Çağrı Toraman…

    İTÜ Radyosu‘nun: Yayın akışıBasında çıkan haberleriPlak koleksiyonuYayınlanmış programlarıÇalışanları

  • Yonderboi, oy!

    Yonderboi, oy!

    William Gibson, 1984 tarihli siberpunk romanı Neuromancer ile siberuzay, sanal gerçeklik gibi kavramları ilk kez ortaya atmıştı. Count Zero (1986) ve Mona Lisa Overdrive (1988) ile beraber voltranı (Sprawl üçlemesi) oluşturan roman, yayınlandığında Hugo, Philip K. Dick ve Nebula bilim kurgu ödüllerini almış, yazarın karmaşık bir bilgisayar ağını tanımlamak için kullandığı “Matrix” kelimesine gözler ilk defa takılmıştı.

    “Gökyüzü… ölü bir kanala ayarlanmış televizyonun rengindeydi.” W.G.

    1980 doğumlu Macar müzisyen ve besteci Laszlo Fogarasi Jr., Budapeşte yakınlarında büyüdüğü Mernye köyünde, elinden düşürmediği siberpunk romanları okuyorken, gelecekte yaptığı bestelerin bilgisayar oyunlarında kullanılacağını öngörmüş müdür bilemiyoruz ama Gibson’ın şimdi şu an yaptıklarımızı öngördüğü bir gerçek.

    Laszlo, müzisyen olarak gerçek adını da kullanmamakta; onu Neuromancer’ın Lupus Yonderboy karakterinden aldığı “Yonderboi” takma adıyla tanıyoruz. Romandaki karakter, kayıt yapabilen, istediğinde ortama uygun arka plan müziği çalabilen, mimetik bir takım giymektedir.

    16 yaşında bilgisayarında yaptığı şarkıları tanıtmak için Budapeşte’deki Juice Records’a bir demo yollayan Yonderboi, şirketin beğenmesiyle başkente geçer ve demosu EP olarak piyasaya çıkar.

    “Gelecek çoktan geldi ama eşit dağıtılmadı.” W.G.

    2000 yılında ilk albümü Shallow and Profound’la ülkesinde yılın en iyi çıkış yapan sanatçısı olan Yonderboi, 2005 yılında Splendid Isolation albümünü çıkarır, 2006’da People Always Talk About the Weather isimli single’ını. Parçayı, Hollandalı müzisyen Junkie XL’in remik’si olarak, Need for Speed Carbon oyununu oynayanlar hatırlayabilir. Sanatçının oyunlarda kullanılan diğer parçaları ise şöyle: Were You Thinking Of Me? – FIFA 08, Follow Me Home – Test Drive Unlimited, Motor – Tiger Woods PGA Tour 08. Yonderboi, albüm kapakları, poster gibi çalışmalarını kendisi yapmakta, şarkılarına klipleri kendisi hazırlamakta.

    Yonderboi – Before You Snap, Splendid Isolation, 2005

    <

    p style=”text-align: center;”>

    Sample’lar 1987 tarihli “The Witches of Eastwick/Kasabanın Cadıları” filminden Jack Nicholson ve 1980 tarihli “Fabian Balint Talalkozasa Istennel/Balint Fabian Tanrı’yla Buluşması” filminden Gabor Koncz.

    Nicholson tüm ev kadınlarına selam gönderirken, Macarca’sının daha anlamlı olduğunu garanti ederek Koncz aşırı serbest çeviriyle şöyle demektedir: “Tanrı’yla tanışılmalı. O’na bir iki şey sormak istiyorum…  Neden yaşıyoruz?… Gibi… Çünkü… Evler kuruyor, çocuklarımızı büyütüyoruz… Ekinlerimizi topluyoruz, savaşıyoruz, birbirimizi öldürüyoruz… Ama sonuçta ne için?… Ve sonra… O’na kendi hayatımı sormak istiyorum. Gerçeği bilmek istiyorum.”

    Yonderboi – Soulbitch, Splendid Isolation, 2005

    <

    p style=”text-align: center;”>

    *Ami ma álom, az holnap valóság! – Bugün hala rüya olan, yarın gerçek olacak!

  • güldürü

    güldürü

    şenlenen aşırılıkları alkışlayan elleriyle
    veremediğini istediği kadar söylesin

    ışıklar saçan o dönemde
    konuşarak içeriye giren bir kişi
    övmekle yetinen kırıcı bir açıklama
    gösteriler yaparak aşağıya iterken
    canlı güzel yüzünü
    o mutlak varlığını unutup
    çiçeklerle durman için alana gereksinim duyar

    arsızlaşır
    sayısız çıldırmanın bitişini alkışlayan elleri

    *Görsel: Nida Kireççi