Ardından: Javier Marías

Zamanı ve yazıyı esnetmek.

70 yaşındaydı. Bir İspanyol edebiyatı devi. Zatürrenin aldığı Madridli romancı Javier Marías denilince akla gelen görüntü budur. El País gazetesi için yazar, çevirmen, editör ve köşe yazarıydı. Prensip sahibi bir adamdı. 2012’de İspanya’nın ulusal edebiyat ödülünü reddetti, çünkü “Devlet kütüphanelere ayrılan fonu kesmişti ve bunun uygunsuz olacağını düşündüm” dedi. Aynı zarafet, güncel eğilimlerden ve piyasanın istediği şeyden uzak, zamansız bir klasisizm barındıran düzyazısında da bulunabilir, diyor Le Monde. Gerçekten, üzerinde en çok düşündüğü üslubu gözükse de, insan düşüncesinin karmaşık ağlarını, sonsuz dolambaçlarını takip etti, en karanlık gölgeleri ve öngörülemez bir ağırlığı, uzun cümleler ve upuzun cümleler kurup anlattı.

1950’lerde Franco rejiminde öğretmenlikten men edildi Julian Marías. Yale Üniversitesi’nde öğretmenlik yapacağı Amerika Birleşik Devletleri’ne ailesiyle birlikte sürgüne gitmeye zorlandı. Anglo – Sakson yazını Javier üzerinde kalıcı bir etki bıraktı. İngiliz edebiyatına düşkünlüğüyle birçok yazarı İspanyolcaya çevirdi. Metinleri genelde tarih, zaman, savaş ana başlığında belirli karakterlerin kaderleri, aşk, evlilik, sır hikayelerine dayandı. Belki derdini tek sözcükle özetlemek için zorlasalar, insanın düşkün olduğu o temaya yaslandı: ihanet.

“Hiç görüp yaşamadıklarımız, hiç bilmediklerimiz kadar yaşadıklarımızın içinde saklı anlamları da sunan bir edebiyat Javier Marías’ınki. ‘O nihayetsiz olanlarla olmayanlar’, olmuş ve olabilecek olanlarla dolu bir edebiyat,” diyor Seda Ersavcı, kendi yas yazısında. Hayat ve sonsuz olasılıktaki yaşam anlatı kanallarına sığdırılabilir mi? Marías’a göre mucizevi olan da tam bu çabaydı. İnsanın hiç durmadan sayısız formda, efsanelerle, destanlarla, şiir, yıllıklar, masallar, mitler, türküler ve ilahilerle, biyografi, roman veya ağıtlarla tam da ne anlatılamayacağını, anlatılması imkansız gözükeni (olanı?) yüzyıllar boyunca anlatmaya çalışmamızdaki olağanüstü çabaya dikkat çekti. Edebiyatta cevap arayanlara, cevap vermeye çene yazarların arasında karanlığı deşmekten başka çaba olmadığını bilenlerdendi. Ölülerimiz, öldürdükleri, artık ortak bir dilde buluşmanın sonsuza dek önlendiği o kalabalığı, yaşayanlarla ortak dilde buluşturmaya çabalayan bir avuç yazardan biriydi denebilir. Bu imkansızlığın ağırlığını değil, metnin dilinde katmanlı bir aşkınlığı çalıştı.

Belirtmek gerekir, Real’in algısını düzeltenlerdendi. “Hafızası olanların bildiği gibi, solcular ve cumhuriyetçiler, yani İç Savaş’ın kaybedenleri, ‘Real’ sıfatının kuşkusuz çelişkisine rağmen Madrid’i Atlético’ya tercih ediyorlardı. Real Madrid kuşatılmış ve bombalanmış şehrin ismini taşıyordu, Atlético Aviación ise (Atléti’nin başlangıçtaki ismi buydu) Francocu pilotların, tam da zalimce başkenti bombalamaya kendini adayanların takımıydı. Oyuncularımız arasında az ‘kızıl’ olmadı, Del Bosque, kaleci Miguel Ángel, Breitner , ve sadece ellili ve altmışlı yılların Avrupa zaferleri, diktatörlük rejiminin tüm fırsatçılığıyla takıma yanaşmasına neden oldu, takımın rejime değil.” Futbol da hafıza ve ihanet dolgunluğuyla bir anlatı aracıdır ona göre.

Bilek hafızası olan biriydi, Olympia Carrera de Luxe daktilosuna ve el yazısından vazgeçmedi. E – posta çağına rağmen haftalık köşe yazısını El País’e faksla göndermeye devam etti. Fakstan yakın zamanda vazgeçmiş, bunun yerine yazdığı sütunun fotoğrafını çekip WhatsApp üzerinden göndermiş.

Thomas Bernhard’ın romanlarından bazılarıa oldukça gülermiş, ondaki mizahı fark etmesi biz bir şey anlatmalı: “genelde kasvetli olarak görülür, ancak onu son derece komik buluyorum ve bence kasıtlı bir mizah var onda.” Kitapları bitirme takıntısı olsa da Karl Ove Knausgaard’dan ancak 300 sayfa sonra vazgeçebilmiş. Yazmaktan vazgeçmemiş olmasına minnet duyuyoruz. ✪

Önceki

Jean-Luc Godard: Ölümsüz olmak ve sonra ölmek

Sonraki

[Jindřich Štreit] Sıradan hayat sonsuzdur