[Fütüristika!] arşiv düzenlemesi için bakım çalışması yapmaktadır | [Futuristika!] is under maintenance

Biat ve Demokrasi: İşte Meydan İşte Can

[col-sect][column]Toplumumuzda demokrasi anlayışının neden zar zor yayıldığına dair bir sürü şey söylenebilir. Toplumun temeline henüz yayılamamış bir ekonomik kalkınmadan, çözemediğimiz bir kimlik hissine; ötekilere, değişikliğe dair var olan hoşgörüsüzlükten, benimsenmemiş ahlaki bir temele ve yerine oturmamış toplumsal hayallere kadar, bir sürü neden sayılabilir. Fakat, Eleştirel Söylem Analizi (Critical Discourse Analysis) yönteminin kurulmasına ve ilerlemesine yaptığı geniş çaplı katkıları ile tanınan Norman Fairclough’a göre toplumsal değişimin (ve buna bağlı olarak statükonun) en önemli göstergesi o toplumda yaygın olarak kullanılan söylemlerdir. Toplumun dolaşımda tuttuğu, dolaşıma kattığı ve ondan çıkardığı söylemlere bakarak toplumun kendini, başkalarını nasıl gördüğüne ve üyeleri arasındaki ilişkileri neye göre ayarladığına göz atabiliriz.

Dolaşım, Söylem, İlişki

Konunun bize sunduğu zenginlik içerisinde tamamen kaybolmadan önce dolaşım, söylem ve ilişkinin ne demek olduğuna ve bu konuda nasıl özel yerler tuttuğuna dair bir iki satır söz söylemek faydalı olur diye düşünüyorum. Her ne kadar günlük hayatımızın seyri içerisinde bu üç kelimeyi rahatça kullanıyor olsak da, insan ilişkilerinin akademik incelenmesinde bahsi geçen kelimeler daha özel anlamlar kazanıyorlar.

Söylem kelimesini kısaca özetlemek hayli zor, çünkü aslında dünyada var olan herşey bir söylem. Yine Fairclough’un çizdiği yoldan gidecek olursak, söylemin kişiler arası birbirleri ile olan konuşmalarından ziyade toplumsal bir fenomen olarak görüyoruz. İnsan iletişimine davranışsal olarak bakan ve benzer bir şekilde iletişimin kişisel değil, toplumsal bir olay olduğunu söyleyen Watzlawick’e göre hiç kimse ilişki kuramamazlık yapamaz. Herkes, her an, her davranışı, küçük mimiği, sessizliği hareketleri veya hareketsizliği ile aslında etrafı ile bir iletişim, bir diyalog içerisinde. Fairclough, söylem kelimesini toplumsal bir kavram olarak tanımlayarak aslında benzer bir rotadan seyrediyor. Fakat bunu söylem olarak tanımlayarak bahsi geçen düşüncenin iki anlamda daha da gelişmesini sağlıyor.

Bunlardan birincisi, her söylemin aslında bir hareket ve etki olduğu. Bu literatüre en büyük katkıyı J. L. Austin How To Do Things With Words (sanırım Söylemek ve Yapmak olarak çevrilmiş) (1962) ve onun öğrencisi John R. Searle Speech Acts (sanırım Söz Edimleri olarak çevrilmiş) (1969) kitaplarında yapıyorlar. Bu iki devi buraya sığdırmayı düşünmek bile büyük bir haksızlık olur. Lakin, kısaca şunu söyleyebiliriz diye düşünüyorum: Söylediğimiz şeyler aslında bir edim, bir hareket, fiziksel etkiler gibi etkileri var. Sözlerimizle, mimiklerimizle davranışlarımızla–yani söylemlerimizle–soru sorabiliriz, iftira atabiliriz, kendimizi savunabiliriz, suçlama yapabiliriz, kanıt sunabiliriz, tartışmalara girebiliriz, protesto edebiliriz, boyun eğebiliriz. Bunlar o hareketleri en az fiziksel olarak yapmak kadar, hatta bazen daha da etkili olur. Her ne kadar sevgili Ziya Paşamız çok güzel bir şekilde ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz demiş olsa da, bunu en iyimser olarak yarı doğru bulabiliriz. Lafın boş veya ucuz olduğuna dair bir düşünce, maalesef boş vaatlerin bolluğundan kaynaklansa gerek. Fakat boş vaatlerin veya yalanların bolluğu, o lafın boş veya ucuz olduğunun bir göstergesi değildir. Aksine, yalan söyleyen bir insanın kendisini ve etrafını nasıl gördüğüne dair bir altın madenidir.

Bu şekilde, söylem, kişiler arası konuşmalardan veya bir siyasetçinin söyleminden biraz daha kapsamlı bir anlam kazanmış oluyor. Bu tanımı ile söylem, bir toplumdaki bireylerin toplumun geri kalanına nasıl iliştiğinden, ilişkilerine nasıl yürüdüğünden ve görüldüğünden, söylem sahiplerinin aslında yapmak istedikleri şeyleri açığa çıkarmaktaya kadar, onu analiz etmek isteyenlere geniş bir pencere açıyor.

Peki, söylem dahilinde üst üste bahsettiğimiz ilişkinin, bizim bildiğimiz, hergün onlarca defa kendi içimizde, işimiz, arkadaşlarımız ve ailemiz arasında yaşadığımız ilişkilerden bir farkı var mı? Biraz. İletişim felsefesinin de büyük oranda katkısı ile, insanı ve toplumu inceleyen çoğu disiplin, bir insanın “aklı” olduğuna dair inançlarını bir kenara bıraktı. Aslında, insanın “aklını” incelemeyi bıraktı desek daha isabetli ifade etmiş oluruz. Bunun sebebi, yukarıda bahsi geçmiş olan Watzlawick’in çok açık bir şekilde ifade ettiği gibi insanın kendi aklı dışında bir perspektifi olmadığıdır. Ne yaparsak yapalım, ne kadar uğraşırsak uğraşalım, kendi aklımızın dışına çıkıp, başka bir yerden bakamıyoruz dünyaya. Bütün gördüklerimiz, yaşadıklarımız, duyduklarımız–yani bütün tecrübemiz–bizim aklımızın süzgecinden geçiyor biz anlamadan önce. Algıladığımız herşeyde, o yüzden, belli bir cinsiyet, sınıf, meslek, geçmiş, toplum ve kültür perdesi var.

Bunu kabullenmenin bir kaç tane sonucu var. Birincisi, bir olaya objektif yaklaşmak diye birşeyin imkansızlığı ortaya çıkıyor. İkincisi, başkasının aklına girmek gibi bir düşüncenin aslında ne kadar saçma olduğunu görüyoruz. Başkasının aklına giremediğimiz için, başka insanları anlamak akıllarını okumaya çalışmakla olmuyor. Onun yerine o insanın sözleri ve davranışları ile kurduğu ilişkilere bakıyoruz. Söylediği şeylerde kendisini ve başkasını nasıl gördüğüne dair ipuçları arıyoruz. Böylece ilişki dediğimiz şey, söylemin altında var olan bir ray gibi, insanların ve takiben toplumların kendilerini ve etrafındakilerini nasıl gördüğüne dair bize çok şey söylüyor.

Dolaşım ise, belli bir ilişkiler kümesinde (bu bir toplum olabilir, bir ofis olabilir, bir çift olabilir) hangi söylemlerin ne sıklıkla, hangi anlarda ve ne şekilde tekrar edildiğine bakıyor. Dolaşımı incelemek bize o toplumun hangi anlamlara ne kadar ve ne şekilde değer verdiğini gösteriyor. Buna mükemmel bir örnek günümüz Avusturalyalı filozof Peter Singer’ın George W. Bush’un söylemlerini incelemesinde çıkıyor. The Presindent of Good and Evil (2004) isimli kitabın girişinde, Bush’un söylemlerini analiz eden Singer, şöyle bir şeyle karşılaşıyor. Bush, başkan olduktan, 16 Haziran 2003’e kadar geçen süre içerisindeki bütün konuşmaların %30’unda, ki bu 319 gibi bir rakama denk geliyormuş, kötülükten bahsetmiş. Fakat kötülükten bahsettiği zamanların 914 tanesinde, kötülükten bir isim olarak bahsetmiş ve sadece 182 tanesinde bir sıfat olarak bahsetmiş. Yani, Bush, insanların yaptığı kötülüklerden, kötü insanlardan veya olaylardan bahsetmek yerine, kötülükten bir kavram, olgu, insanların davranışları dışında var olabilen bir şey olarak bahsetmeyi tercih etmiş.

Peter Singer’ın yaptığı ustaca çıkarım, insanların ve toplumların anlaşılmasında bahsettiğimiz üç kavramın önemini bizim için gözler önüne seriyor. Bush’un kötülük kelimesinin hangi anlamını (söylem) ne sayıda kullandığı (dolaşım), bize onun dünyanı, kendisini ve etrafındakileri nasıl gördüğüne dair (ilişki) çok şey söylüyor. Bu kavramların bu şekilde açıklanması ve akılda tutulması, sadece bu yazı için değil, günlük hayatımızda karşılaştığımız tüm insanlar, söylemler, deyimler ve kalıplaşmış sözleri anlamak için de çok yararlı bir altlık olacaktır.

Meydan

Gelgelelim bu yazıda ele alacağımız kelimeye. Bu noktada Duman’a hakkını vermem lazım diye düşünüyorum. Meydan kelimesi ile ilgili fikir, misafirliğe giderken dinlediğim Seni Kendime Sakladım şarkısında “işte meydan işte can” sözleri ile aklıma geldi. Türkçe’de meydan kelimesine verdiğimiz anlam ve kullanım şeklimiz, demokrasi anlayışımıza dair çok şey sölüyor. Meydan kelimesini demokrasiye bağlamamız için, meydanın Türkçe’de nasıl kullanıldığını biraz daha yakından inceleyelim.

Sözlükler bu tür incelemelere başlamak için güzel yerler. Hele Türk Dil Kurumu’nun  (bundan sonra TDK) internetteki sözlüğü o kelimeyi tanımlamakla kalmıyor, o kelimenin kullanıldığı deyimleri ve içinde geçtiği birleşik sözlerin listesini ve anlamlarını da gösteriyor. TDK’ya göre meydanın bilinen “alan ve saha” anlamından başka “yarışma, eğlence ve karşılaşma yeri” anlamı da var. Zira bazı kullanımlara baktığımız zaman o ikinci anlamın bu kadar da masum olmadığını görüyoruz. Bilinen kullanımlarını şöyle bir sıralayalım: Meydan okumak, meydan dayağı, er meydanı, söz meydanı, siyaset meydanı, meydana çıkmak, meydanı boş bulmak ve saire. Burada meydanın bütün anlamları bir zorlama, mücadele, karşı çıkma, neredeyse düelloya yakın anlamlar taşıyor. Hatta, TDK’nın sunduğu 32 kullanımdan belki sadece “meydan saati”nin  bu tür bir anlamı yok. O yüzden TDK’nın “karşılaşma yeri” tanımı, kullanımlarına bakınca çok masum kalıyor ve kullanımlarına bakarsak ikinci değil, birinci anlam niteliğinde.[/column]

[column]Bu kullanımlardaki agresifliği, güç ve egemenlik hissini “meydanı bırakmak” sözünü söylerken ve düşünürken hissettiğimiz burukluk ile anlayabiliriz. Meydanı bırakmak, yani kaybetmek, yani mücadeleye devam edememek, yani o karşılığa cevap verememek. Benzer bir şekilde, “meydanı boş bulmak” sözündeki fırsatçılık, belki çirkeflik ve onursuzluk biraz da, hiç bir karşı koyulma fırsatı bulmadan, zorlanmadan, kimse ile çarpışmadan söz ettiğimiz egemenliğe ve güce sahip olmayı anlatıyor. Yani “meydanı boş bulanın” eline aldığı güç, bir anlamda, gerçek olarak görülmüyor.

Meydanda geçecek o çarpışma, o zorluklara göğüs germe ve egemenliğe erişebilmek için rakiplerle yüzleşip galip gelme bizim için o kadar önemli ki, “meydan dayağı” yemekten tutun, “meydan savaşı” kazananlara verilen özel bir madalyamız bile var. TDK’nın internetteki sözlüğü, meydan savaşını “Bir savaşta, kesin sonuç almak için düşmana karşı bütün güçlerle yüklenilen ölüm kalım savaşı” olarak tanımlıyor. Bu tanım bize meydan kelimesinin özel vurgusunu anlatıyor olmalı. Çünkü “ölüm kalım olmayan savaş” var mı, çok emin değilim. Buna rağmen, meydan kelimesinin, savaş kelimesine kattığı özel anlam “bütün güçler,” “kesin sonuç” ve “ölüm kalım.” Her ne kadar meydan kelimesinin özel durumu burada açıkça görülse de, meydan savaşının bu tanımı beni çok da ikna etmedi–savaş tarihine gönderme yapan daha teknik bir tanımı olduğunu düşündüm. İngilizcesi olan “pitched battle” sözünü aradığım zaman istediğim anlamı bulduğumu düşündüm. Meydan savaşının ingilizcesini açıklayan kaynaklara göre meydan savaşı bir nevi düello. Tarafların savaşılacak yere ve zamana önceden karar verdiği ve o meydana savaşacaklarını bilerek ve kararlaştırarak geldikleri bir savaş türü. Şayet bu anlamı Türkçe kullanışı için de doğru ise, meydan kelimesinin özel anlamına daha da bir önem katıyor. İş yiğitliğe bağlanıyor. Çünkü kapışmaya karar verilip de o “meydana çıkmayan” yiğit veya onurlu olarak görülme şansını hayli azaltıyor. Meydan savaşının kaybedilmesinde dahi “meydana çıkmış” olmanın onuru var halbuki. Meydan savaşının bu özel durumu bizim toplumumuz ve kültürümüz için o kadar önemli ki, bu tür bir savaşı kazananlara Mareşal rütbesini vermiş olan bir silahlı kuvvet yapımız mevcut.

Meydan ve Demokrasi

Aslında burada illa demokrasi dememiz gerekmez, zaten demokrasinin de kalıplaşmış bir tanımını ve uygulamasını bulmak hayli zor. Her kültür, her toplum demokrasi kelimesinin altında yatan anlamı kendi şartlarına göre uyguluyor. Sovyetlerdeki “demokrasi” anlayışında parti üyeleri arasında seçim yapılıyordu. A.B.D.’de genel seçimler de sadece iki parti arasında olmasına karşılık neredeyse her iki yılda bir hem meclis hem senato için yerel seçimler yapılıyor. Almanya’da seçmenler parti isimleri ile beraber siyasetçilerin isimlerini de belirtiyorlar. Hatta çoğu demokrasinin belkemiğini oluşturan anayasa, İngiltere’de yok. Bu uygulama örnekleri ülkeden ülkeye çoğalıyor. Fakat demokrasi ile kastedilen temel prensipler–kurumlar arası güç dağılımı, denetim ve denge; kişiler arası saygı ve güven gibi–seçmene önem verilen ülkelerde olabildiği kadar ön planda tutulmaya çalışılıyor.

Demokrasi denen anlamlar bütününün herhalde en önemli ayaklarından biri ise itiraz hakkı. Gerek halkın gücü elinde bulunduranların kararlarına itiraz edebilmeleri, gerekse siyasetçilerin birbirlerinin kararlarına rahatça karşı gelebilmeleri, demokratik olduğunu iddia edebilen toplumlarda olmazsa olmaz. Çünkü itiraz hakkının imtiyaza dönüşmesi, bir toplumu demokrasiden otokrasiye çeviriyor.

Demokratik bir sistem, bu hayati hakkın dile getirilmesini kurumlaştırıyor ve biz halk olarak itirazlarımızı veya rızamızı seçim yolu ile belirtebiliyoruz. Fakat söylenecek her söz, her fikir ve alınacak her taraf bir sonraki seçime kadar bekleyemez. Demokratik bir sistemin parçası olabilmişse şayet, halk alınan kararlar karşısında fikrini açıkça ifade edebilmeli ve bunun karşılığında bir yaptırımla karşılaşmamalıdır. Bunun en bilinen yolu ise protestolardır. Toplumda ve basında yankı uyandırarak siyasilerin dikkatlerini belli konulara çekmek isteyen ve belli konularda siyasilere takip edildiklerini hatırlatmayı amaçlayan protestolar en temel demokratik haklardan biridir; seçme ve seçilme kadar hayatidir.

Protestolar nerede yapılır? Meydanlarda. Demokratik geleneğin bizden biraz daha kapsamlı uygulanabildiği Avrupa’nın çoğu başkentinde trafiğe kapalı en az üç-dört meydan var. Bununla beraber, demokratik olmayan toplumlarda meydanların nasıl kullanıldığı da meydanın önemini anlamak açısından gayet önemli. Kremlin veya Tiananmen meydanlarının devletin baskıcı gücünü göstermesi için bir araca dönüştüğü yadsınamaz bir gerçek. Bizim ülkemizin başkentinde ise meydan diye adlandırılan Tandoğan tamamen trafiğe açıkken, Sakarya Meydanı ise sağı solu lokanta, işletme dolu dar bir alan. İstanbul’da Taksim meydanı da trafik ile çevrelenmiş durumda ve alan olarak en iyimser ölçü ile orta boy diyebiliriz. Şöyle böyle meydan havasında olan Beyazıt ve Konak meydanları ise o şehirler dışında çok bilinen, göz önünde tutulan ve gösterilen yapıldığı yerler olarak tanınmıyorlar.

Yani anlayacağınız, her ne kadar “seçilmiş” olsalar da, belediyelerimizin ve siyasilerimizin meydanlara çok sıcak bakmadığı gayet açık. Bir başka deyişle, protestoculara “meydan vermiyorlar.” Çünkü “meydana çıkmak,” bizde demokratik bir hak değil, otoriteye bir başkaldırı, karşı koyma olarak algılanıyor. Bunun sebebi ise, büyük bir oranda, meydan kelimesine yüklenmiş olan anlam. Şimdi polislerin “meydana çıkan” veya çıkmaya çalışan öğrencilere neden “meydan dayağı” atmaktan çekinmediğinin bir sebebini de görmüş oluyoruz.

“Meydansız” bir demokrasi neye benzer? Bir nevi “meydan sürekli boş” değil mi? Şimdi burada aslında yaman bir çelişki ve tutarsızlık var. Bir taraftan meydan istemeyen bir siyasi gelenek hakimken, bir taraftan da söylemlerinde meydanın boş bulunmasından elde edilen egemenliği gerçek kabul etmeyen bir toplum var. Buna karşılık, kimse meydanların daraltılmasına itiraz ediyormuş gibi durmuyor. İtiraz etmeye çalışanların ne hale düştüğü belli. Buradan anlaşılıyor ki, toplumumuzdaki demokrasi anlayışı kendisini biat etmeye, itiraz refleksi ise kendisini şartlanmaya bırakıyor. İtiraz hakkının ortadan kalkması ile o sistemin demokrasi olmaktan çıktığını belirtmiştik. Fakat tekrar soralım: itirazsız ve meydansız demokrasi olur mu? Olursa nasıl olur ve o toplumun geleceği nereye gider? Bunların hepsini zaman bize teker teker gösterecek.

Toplumumuzda demokrasinin daha çok yayılması için meydan kelimesinin anlamını değiştirmek ve toplumda yaymak hayli gerçek dışı ve çok zaman kaybettirebilecek bir proje. Zaten tek sorun meydan kelimesine yüklenen anlam değil. Fakat, meydan kelimesinin anlamından yaptığımız çıkarım ile bu anlamın toplumda nasıl uygulandığına bakarak karşımızdaki zorlukları daha iyi tanıma fırsatı buluyoruz. Gücü elinde bulunduranların itirazı tehdit, başkaldırı ve itaatsizlik olarak algılaması, itiraz edenlerin ise “meydanı bırakmaya” meğilli olmaları. Şayet demokratik hakların daha sık, daha çaplı ve daha cesurca yaşandığı bir toplumun parçası olmak istiyorsak, itirazla yaşamaya alışmamız, itirazları dinlememiz ve onları kendimizi geliştirmek için bir fırsat olarak görmeye başlamamız lazım. Bu arada doğru düzgün, trafiğe kapalı ve büyükçe bir kaç meydan yapsak da fena olmaz.

[/column][/col-sect]

Aaron Hobson Alain Mascarou Alberto Giacometti Alberto Manguel Alberto Savinio Aldous Huxley Aleister Crowley Alejandra Pizarnik Alejandro Jodorowsky Alejandro Zambra Alexander Hacke Alexander Sergeyeviç Yesenin-Volpin Alfred Jarry Algan Sezgintüredi Ali Akay Allah Almanya Alper Canıgüz Alper KAmu alt kültür Andreas Baader Andre Breton Andre Gide Andre Rene Rousimoff Andre the Giant Andrew Losowsky Andrey Tarkovski André Breton & Philiphe Soupault Andy Warhol Anna Atkins Anna Massey Anna Romanovna Izryadnov Anthony Burgess ANTONIN ARTAUD Armağan Ekici Arthur Brown Arthur Cravan Arthur Rimbaud Ash Ra Temple A Silver Mt Zion Aslanlaşma Aslı Bostancı Atatürk Atilla Birkiye Atom Egoyan A torinói ló Austin Osman Spare avangard avangart Ayfer Tunç Ayhan Geçgin Ayhan Çağlar Aziz Genet A Zona B-movie Bahçeşehir Üniversitesi Bakışsız Bakışsız bir kedi kara balkan Banksy Bansky Banu Alkan Barack Obama Barones Else Von Freytag-Loringhoven Baroness Bartolomeo Vanzetti barış Barış Akkurt Barış ve Demokrasi Barış Yarsel Bask baskı basılı yayın basın basın toplantısı Bathory Batman Baysan Yüksel bağımsız bağımsız film BBC Beale Caddesi beat beat edebiyatı beat generation beat kuşağı Beatles beatnik bebek beden bedensel deformasyon Beethoven Begüm Güzel Behemoth belediye belgesel Belle & Sebastian bellek Belçika Berlin Betty Blue Beyaz Kuzgun Beyoğlu Beşiktaş Beşir Fuad bienal biletix Bilge Karasu bilim kurgu bilimkurgu bilinç akışı Bill Ward Birol Ünel Birsen Tezer Bizans bizarre black metal Black Ovarian Death March Black Sabbath Blaise Cendrars Blind Cat Black Blixa Bargeld Bloomsday Bob Dylan Bolesław Skulik Bora Akıncıtürk Borges Borges 113 yaşında Boris Vian Boris Ştrugatski Boston Bozlu Art Project Boğaz boşluk Brian Eno Brion Gysin Bronislav Prochazka Bryan Ferry Budapeşte bulmaca bulvar Bunny Munro Burcu Perçin Béla Tarr Bülent Erkmen Cabaret Voltaire caferağa Cambridge cami Camille Claudel Can canavar Can Can Heads Caspian caz cehennem Celal Mordeniz Cemal Arığ Cemal Süreya Cer Modern Cevdet Erek Ceza Cezayir Chantal Akerman charles bukowski Charles Darwin Charles Dickens Chris King Christian Debois Chuck Palanhuik cinayet cinnet cinsellik Claude Faraldo Cleon Peterson Colophon Colophon 2009 Comics Comte de Lautréamont Conrad Schnitzler Cory Doctorow Cozy Powell Culture Multure cut-up cyberpunk César Vallejo Dada dadaizm Dagerreyotipi Dagon Ezoterik Tarikatı Daguerreotype Dagur Kari Dali Damien Hirst dan haag dans Dante Dante Alighieri Danzig Darbe Dario Argento dark ambient dark jazz dava Dave Eggers David Bowie David Byrne David Keenan David Lynch dayanışma DDR Death In Vegas death metal Deborah Lupton dedektif Deep Purple Defter Kazıyıcılar Kooperatifi dehşet delilik demokrasi deney deneysel deneysel müzik Dengue Fever deniz DEPO dergi dergi yazarları derleme Der Orchideengarten Derya Bengi devlet devrim Dick Tracy Diederick Kraaijeveld Die Firma die toten hosen dijital gramafon dijital sanat dijital yayıncılık dil din direniş disiplinlerarası disko distopya diyalog dizi DJ dj set documentary Dogzstar Domenico Modugno Don Kişot Donnie Darko doom Doris Lessing Dostoyevski download doğa doğaçlama Doğu Almanya drama drone drone rock DSP Duchamp Duke Ellington dunia Dusha Bateson dönüşüm dünya Düş Yola e-book e-kitap E.M. Cioran E Ayhan Çağlar ece ayhan Ece Ayhan anma etkinlikleri Ece Ayhan Sivil Girişimi Ece Ayhan Çağlar Ece Gamze Atıcı Edebiyat Edgar Allan Poe Edith Piaf editör editör yazısı efemera Efemerista Efemerista Efrim Manuck Egg Dancing Eilish Lambrechtsen Einstürzende Neubauten Ekavart Gallery ek gösterim ekoloji ekolojik yaşam ortaklığı ekolojk yaşam Ekümenopolis El Arte de Volar Electric Wizard elektronik elektronika elektronik müzik Eleştirel Söylem Analizi eleştiri Elif Yıldız Elliot Smith El Topo Emanuel Mathias Emiliano Zapata Emmy Hennings Enda Hughes Ender Ormanlar Engelbert Kievernagel Engin Güneysu Enis Batur Enki Bilal Ennio Morricone enstalasyon Enteresan tasarım Epifanía Uveda de Robledo Eray Mert Erdem Helvacıoğlu Erdem Şenocak Erenköy Eric Andersen Erik Satie erkek Erkin Gören Erkin Koray Erkut Terliksiz Ernest Fuchs Ernest Hemingway Ernst Fuchs Ernst Jones Ersin Kalkan Ertem Eğilmez Ertuğrul Kürkçü Esat C. Başak Eskil Vogt Eskişehir estetik Etgar Karet Etgar Keret Etkinlik Eugene Hütz Eugeniusz Bąk ev evlilik Evren Ekşi Evvel Evvel Fanzin Ewald Gawlik experimental eylem eğitim eğlence Eşiktekiler facebook Faith d'Aluisio fantastik fantezi fanzin Fatih Akın Fatih Recep Tayyip Erdoğan Faust faşizm fc st pauli Federico Fellini Feeling B felsefe feminizm Femme Fatales Fenerbahçe Ferdydurke Ferenc Liszt Ferhat Uludere Feriköy Pazarı ferit edgü Fernando Pessoa festival fetiş Feyyaz Kayacan Filippo Tommaso Marinetti Filistin Film film festivali filmler filozof Finnegans Wake Flaneur Comics Flannery O'Connor flickr Fluttery Records Fluxus Fluxus 50 folk Forough Farrokhzad Forugh Farrokhzad Fotoğraf fotoğrafçı fotoğrafçılık Francesca Woodman Francis Picabia Franco Brambilla Frank Zappa Fransa Fransız Franz Kafka Franz Marc François Truffaut Fred Fiction Freedom Express Friedrich Nietzsche Fritz The Cat Fugazi Funny Games Futbol Futuristika Fyodor Mihailoviç Dostoyevski Füruğ Ferruhzad Fütü fütürist manifesto Fütürizm Gabriela Benackova gala Galata galeri Galeri Merkur Galeri Nev Galileo Galilei Galina Benislavskoya garage garaj garajistanbul Gary Lucas Gaye Su Akyol gazete gazeteci gece Gecenin Sonuna Yolculuk gelecek gelenek gemi Geoffroy de Boismenu George Grosz George Orwell Georges Bataille Georges Perec George Whitman George Yuri Yesenin Georg Trakl Gerhard Urbanek gerilim Gertrude Stein gerçek gerçeküstü gerçeküstücülük gezegen gezgin gezi Gezi/Mekan Gezi Direnişi Gezi Parkı geçmiş Ghetto Gilles Deleuze Giovanni Scognamillo Giuseppe Culicchia giysi Goblin Godflesh God is an Astronaut Godspeed You Black Emperor Gogol Bordello gol Gordon Matta Clark Gotham Gothic Americana Grace Grace Jones graffiti grafik grafik tasarım grafitti Grails Grand Funk Railroad Gregor Samsa grindcore grotesk Grup Ses Beats Guardian Guildford Dörtlüsü Guillaume Apollinaire Guillermo del Toro Gurme Gurme Gustav Klimt Gustav Klimt 150 yaşında Gustav Meyrink Gus Van Sant Gypsy Lou Webb görmek görsel görsellik Görüntü görüntü gösteri gösterim Güncel Güney Gotiği Güney Kore günlük gıda H.P. Lovecraft Halil Duranay Halit Kıvanç halk Hamlet Hannah Höch Hans-Lukas Kieser Hans Arp Hans Richter Hans Rudolf Ruedi Giger Haramiler hardcore Hardcore Punk Harfhane Harfhane Yayınları Harold Pinter harsh noise Hartmut Bitomsky hastalık hayal hayal gücü Hayat Hayat Haymatlos hayvan Heath Ledger heavy metal hediye Hegel Heinrich Himmler Henrik Isaksson Garnell Herman Melville Herta Müller Hey Jude heykel High Fidelity hikaye Hikmet Benol Hippi Perihan histeri Hitler Hitoshi Matsumoto Holger Czukay Hollanda Hollandalı Horaley Howard Phillips Lovecraft Howard Zinn Hrant Dink HR Giger Hugh B.O’Brian Hugo Ball Hukuk Fakültesi Hungry Planet Hunter S. Thompson Hush Galeri Hush Gallery Håvard Skaset Håvard Volden Héléne Cixous Hülya Vatansever Hür Yumer Ian Mackaye I Create Soundscapes idam ifade özgürlüğü IKSV iktidar ilan-ı aşk iletişim illüstrasyon illüstratör imge Imre Kertesz inceleme Indie Indigo industrial insan insanlık interaktif interaktif heykel internet intihar Ira Cohen Irvine Welsh Isadora Duncan Isidore Ducasse istanbul indie scene Istanbul Noir istismar isyan içerik işitsel J.D. Salinger Jack Kerouac Jacques Derrida Jacques Prévert Jacques Ranciére Jacques Rigaut Jacques Roubaud Jacques Vaché Jaguar Kitap Jaguar Yayınları James Duval James Gleeson James Graham Ballard James Joyce Janacek Jana Müller Jane Birkin Janset Karavin Jan Švankmajer Japon Japonya Javier Marías jazz Jean-Paul Marat Jean-Paul Sartre Jean Cocteau Jean Genet Jean Jacques Lequeu Jean Luc Godard Jean Rollin Jean Sol Partre Jecques Vergès Jeff Bridges Jeff Buckley Jennifer Martenson Jeremy Profit Jessica Green Day J G Ballard Jimi Hendrix Jim Jarmusch Jim Morrison Jimmy Page Jimmy Yensid Jim Norton Joachim Trier Joan Baez Joan O’Hara Joe Strummer John Boorman John Brandon John Cale John Crowley John Cuddy John Dillinger John Goodman John Herschel John Hurt John Milton John R. Searle Johnston McCulley John Zorn Jonathan Forgansh Jonathan Rhys Meyers Jonathan Safran Foer Jon Theodore Jon Webb Jorge Luis Borges Josef Albers Josef Koudelka Joseph Kosuth Josh Brolin Joy Division JRR Tolkien Juan Ralfo Jude Law Jules Monnerot Jules Verne Julianne Moore Julie Doucet Julien Torma Juliet Hulme Juliet Stephenson Julio Cortázar junkie Jürg Solothurnmann kabare Kaddis a Meg Nem Született Gyermekent Kadife sokak Kadir İnanır Kadıköy kadın kafa kafabindünya Kafka kahve kamera kaos kaotik edebiyat Kara Büyü kara kedi Karanlıkta Dans kara tiyatro kara tren Kara Şövalye Karel Reisz karga Karga Mecmua Kargart karikatür Karl Marks karnaval Karotte kartpostal karşı kültür kasaba Katalan katar katliam kedi Keith Richards kelimeler Kenneth Anger Kenneth Branagh kent kentsel dönüşüm kes yapıştır Kiki kilise kimlik kitabevi Kitabiyat kitap kitap eleştirisi kitap kapakları kitaplık klasik müzik Klaus Schulze Kletka Red klip Kohei Yashiyiki Kokomo kolaj koleksiyon kolektif Komplo Komplo komplo teorisi kompozisyon komünizm konferans konser konserler Konstantiniyye Üçlemesi Konstantin Stanislavski Kore korku korku edebiyatı korku filmi korkunç filmler kostüm kover krautrock Kreuzberg Kristin Scott-Thomas Kuad Galeri kukla kumaş Kunsthalle Kurgu Kurt Schwitters Kurt Vonnegut Kurt Vonnegut Jr Kösmonaut köy köşe yazısı kült Kült Neşriyat kültür kültürel küratör küreselleşme Küçük İskender kırmızı kısa film kısa hikaye Kızıl Ordu Fraksiyonu L'Attentat Laibach Laika Lale Müldür Lamb Langston Hughes Lars Lindstrom Lars Von Trier Laszlo Fogarasi Jr. Lautreamont Lawrence Durrell Lawrence Ferlinghetti Leata Land Lech J. Majewski Lech Majewski Led Zeppelin Lenin Leningrad Leonardo da Vinci Leopold Wróbel Leos Carax Leo Troçki Les Murray Levent Şentürk Lev Troçki lezzet LGBT Life liste Liza Bear Liz Jensen logo Lolita Londra Louis-Ferdinand Céline Louis-Ferdinand Céline 118 yaşında Louis-Jacques-Mandé Daguerre Louis Aragon Louise Hindsgavl Loujon Press Lou Reed Lovecraft LSD Lucien Sénémaud Lydia Lunch Lyn Hejinian László Krasznahorkai Löpçük Lüksemburg Macar Macaristan Macedonio Fernandez Madchester Mahir Duman makarna makina manga manifesto manken Man Ray manyak Marcel Duchamp Marcel Proust Marcel Schwob Maria Kodama Marilyn Monroe marionette Mariya Andreyevna market Mark Z. Danielewski Marsden Hartley Marx'ın Dönüşü masa masal Masashi Kawamura masumiyet Matbuat Matbuat matematik math rock Matt Borrusso Matt Dillon Maurice Blanchot Maurice Sendak Mauvais Sang Mavado Charon mavi Max Brod Max Ernst Max Jacob Mayhem mağara Medya Medya Mehmet Gökmen Mehmet Siyahkalem Mehmet Zaman Saçlıoğlu Mehtap Meral mekan Meksika mektup Meltem Ege Memento mori Mesut İtku meta-metin metal metin Metin Erksan Metis meydan Meydan Gazetesi meyve Mezarlık Michael Cooney Michael Gira Michel Foucault Mihran Tomasyan Mike Hostench Mikhail Bulgakov Mikrokolektyw Milano Milena militarizm mimari mimarlık Mimar Sinan Üniversitesi Mine Söğüt minimalizm Mircea Cărtărescu Miron Zownir Mirza Metin Mississippi Nehri mizah Moby Dick moda model modernizm Mogwai monolog Moskova movie poetry mp3 Mr. Natural Mrcello Mgni Mtaär mum Murat Cem Şerbetçi Murat Nemet-Nejat Museum für Konkrete Kunst Musevi music Musiki Mustafa İtku mutfak mutluluk Mutlu Yetkin myspace Münir Hayri Egeli müzayede müze müzik müzikal müzisyen mısır Naked Lunch Nazi Nazizm Nazım Ünal Yılmaz Necati Tosuner Nechayevschina nefret Neil Young Nekizm Nekropsi Neu! Neue Slowenische Kunst Neuromancer new model army New Orleans New York Nick Cave Nick Hornby Nico Nico Papatakis Nida Kireççi Nietzsche Nikola Tesla Nişantaşı Noam Chomsky Nobel Ödülü Nod noise Norgunk Norgunk Yayıncılık Norveç Notre Dame NSK Nusrat Fateh Ali Khan Occult rock OccupyGezi Occupy Gezi Parkı oi okuma Okültizm Olga Knipper Oliver Saks Omar Rodriguez-Lopez online yayıncılık opera Operation Room organik ürünler Orhan Gencebay Ortaçağ Oscar Wilde Oscar Zeta Acosta Osman Cavcı Osmanlı otel Ottlo Kafka Oulipo Outlet oyun oyuncak oyuncu Oğuz Arıcı Oğuz Atay Pablo Neruda pagan panel pantolon pantomim Paola Dionisotti para Paranoid Park Paris Paris sous la pluie park Park Chan-Wook parti Pat Kinevane Patti Smith Paul Avrich Paul Bowles Paul Claudel Paul Eluard Paul Hurst Pauline Baynes Paul Klee Paul Valéry Paul Verlaine Paul Wheeler Paweł Stolorz Pera Film Pera Müzesi performans Pete Postlethwaite Peter Bürger Peter Greenaway Peter Menzel Peter Singer Peter Steele Petra Heöcker Peyote Philip K. Dick Philippe Dijan Philippe Soupault Pi Artwoks Pi Artworks Pi Artworks Istanbul Picasso Pier Paolo Pasolini Pierre Albert-Birot Pierre de Massot Pierre Henry Piha Kolektif Pilevneli Project piyanist Poe Poe'nun 200. doğum günü Poe-nun 200. yıldönümü Poe Günleri poetika Poetry Scores Politik Politik politika Polonya Pontiak pop art Pops Farrar popüler kültür Popüler Kültür porno pornografi Portre Portre post-metal post-punk poster post hardcore post punk post rock Prag pratik pre punk program progressive rock proje Projeler propaganda propaganda yayınları Proscenium Arch protesto psikanaliz psikoloji psychedelic psychedelic rock psychodelic psychodelic rock pulp punk punk rock Puruli Kültür Sanat Pınar İlkiz Queer Quentin Tarantino Radikal radyo Rafet Arslan Rainer Maria Rilke Rammellzee Rammstein Ray Bradbury Raymond Poincaré Raymond Queneau Raymond Roussel Rebecca Pinteon Red Sparowes Refik Anadol Regis Debray Reha Erdem rehber Reinhard Kleist Reinhard Scheibner reklam Rene Magritte renk René Char Replikas resim Resim Bölümü ressam retro retro futuristik retro futurizm Ribemont-Dessaignes Richard Brautigan Richard Ellmann Richard Huelsenbeck Richard Le Gallienne Richard Sennett Ridley Scott ritual ambient ritüel Robert-Louis Stevenson Robert Crumb Robert De Niro Robert Desnos Robert Plant Robert Smith Robert Walser ROBOTİK HAYALLER rock rock'n roll Rockwell Kent Roj Friberg Rolf Lappert roman Romina Raffaelli Ron Mueck Rosa Barba Rosa Luxemburg Ross Canon Roy Andersson Ruhi Su Rune Grammofon Rus rusya Ryohei Hase rüya Rıfat ŞAHİNER Rıza Pehlevi Sachsenhausen Sadık Hidayet sahne salata salon SALT Beyoğlu Salt Galata Salvador Dali Samuel beckett Sanat Sanat sanat galerisi sanatçı Sandro Aguilar San Francisco sansür Santralistanbul sapkınlık sapıklık Sarah Kane Sarkis sarkıntılık Sarıcaalili Godot Mustafa satanizm savaş Savva Morozov saykodelik sağlık Sean Foley sebze Secret Chiefs 3 Sedat Türkantoz seks Selahattin Özpalabıyıklar Sel Yayınları Selçuk Artut sempozyum senarist Senin Ailen Bir Yalan Yavrum Serge Gainsbourg Sergei Bruyukhonenko Sergey Yesenin Sergey Yesenin yazı dizisi Sergio Leone Serhat Köksal ses sessiz sessiz film sessiz sinema sevgi sevgili Sevil Tunaboylu Sex Pistols Seydi Murat Koç Seyyar Sahne seçki Shakespeare Shaktar Donetsk Shuji Terayama siberpunk Sigmund Freud Signe Berstrom Sinan Tınar sinsiyet Siren Yayınları sirk Situasyonizm Sitüasyonist Enternasyonal Sivil itaatsizlik nedir sivil sorular Sivil İtaatsizlik Siyahi Dergisi siyaset Slavoj Žižek Sleep Maps SLip SODA Sofya Andreyevna Tolstoy Sohrab Mohebbi sokak sokak edbiyatı sokak sanatçıları Sokak Sanatı solo Sonic Youth sosyal sosyalist sosyalizm sosyoloji sovyetler birliği soykırım Space music spagetti spagetti western SSCB St. Louis Stanislas Szukalski Star Wars Steampunk Stefano Marini Stephen King Stockholm Stoner Rock stream street art Suat Kemal Angı Sukiyaki Western Django Sun God sunum Superman surf Susan Sontag Swans Sylvain Cotte Sylvia Plath Sátántangó süper kahraman sürrealist sürrealist eylem türkiye Sürrealizm sıcak taciz Tadanori Yokoo Tad Danielewski tahakküm Tahran Bienali Taksim Taksim Gezi Parkı Talin Büyükkürciyan Tangerine Dream tango Tanrı Tanıl Bora tanıtım tarantula tarif tarih tarihte bu hafta Tasarım Tasarım tasarımcı tatil Tatyana Yesenin Tayland taşra Taşıdıkları Şeyler tecavüz Ted Hughes Tehlikeli Oyunlar Teknoloji Teknoloji telefon televizyon Tenten terkedilmiş Terra Incognita Terry Bisson Terry Gilliam Tetsuya Ishida The Bad Seeds the Beatles The Brian Jonestown Massacre the Clash The Doors The Empire Project Thee silver mt. zion Thee Silver Mt. Zion Memorial Orchestra & Tra-La-La Band The Ex The Fall The Handsome Family The Lord of the Rings The Mars Volta Themroc The NAtion The Ninth Life of Louis Drax Theodor W. Adorno Theo van Doesburg The Paper Eater the Pogues The Smiths The Stooges The Velvet Underground The Weird Girls This Will Destroy You Thomas Bernhard Thomas Keenan Three Fried Men Thrill Jockey Records Théophile Alexandre Steinlen Tim Burton Tim Larson Tim O'Brien Timurtaş Onan tipografi tiyatro tiyatro dışı metin Tokyo Tom Cora Tom Hall Tom Robbins Tom Waits Tony Gatlif Tophane toplama kampı topluluk toplum Toru Kageyama Totalitarizm trailer Trainspotter transgender tren trenler Trey Spruance Tristan Tzara trompet Tufandan Sonra Turgut Uyar Turhan Günay turizm turne Tutunamayanlar tv Twitter Tyler Durden Type O Negative tören tüketim Tülay German tünel Türk Türkiye Türk Sineması türlerin kökeni Tütün Deposu Ulrike Meinhof ultras ulusalcılık Ulus Baker uluslararası Uluslararası Af Örgütü Ulver Ulysses Unabomber Un Chant d'Amour unutulmasın diye Urban Jealousy USSR uyarlama uyku Uykuda Çocuk Ölümleri Uzak doğu Uçma Sanatı vagon vahşet Vamos Bien vampir Van Gogh Varg Vikernes varoluş Vatan Partisi Velimir Khlebnikov Vermin Supreme Vic Chesnutt Vic Chestnutt Victor Hugo video klip Vinnie Appice Vinnie Jones Vinnie Paul vintage Virginia Woolf Virginie Despantes vizyonsuz sinema Vladimir Makanin Vladimir Nabokov Vladimir İlyiç Ulyanov vokal Volkan Aslan Vs. Vsevolod Meyerhold Vüs'at O. Bener Walter Benjamin Wassily Kandinsky Watchmen web 2.0 web dergi Weiland Herzfelde We Make Magazines Wheat Würtzburger William Blake William Burroughs William Faulkner William Gibson William Heath Robinson William S. Burroughs Wim Wenders Wire Witold Gombrowicz Wolfgang Hilbig Wooden Shjips WOUNDED WOLF PRESS Wrekmeister Harmonies Xiu Xiu Yadigâr Ejder Yalı Hanı Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık yaratıcılık Yaratılış yarışma yayın yayıncılık yayınevi Yayınlanmamış önsözler yazar yazı Yazı dizisi Yazı dizisi Yazı dizisi: Nico yağmur yaşam Yaşar Çabuklu yemek yeni yıl Yer6 Hafıza yeraltı yeraltı edebiyatı Yerel İllüstratörler 02 yerleştirme Yevgeni Zamyatin Yeşilçam Yitik Ülke Yayınları YKY Yoko Ono yoksulluk yolculuk Youtube Yukio Mishima Yunanistan Yurdaer Altıntaş Yves Klein yönetmen Yüksek Lisans Yüzüklerin Efendisi yılbaşı yıllık Zafer Aracagök Zafer Yalçınpınar zeitgeist Zeki Alasya Zeliha Berksoy Zeynep Arabacıoğlu Zinaida Reich zine Ziya Osman Saba zombi zombie Zombie Green Room zombie movie zombi filmi Zoomoozofon zulüm Ç.R.O.P. Çanakkale Çanakkaleli Melahat Çanakkale İçinde Çek Cumhuriyeti Çekoslovakya Çin Çingene Çizgi Roman Okurları Platformu Çiğdem Erken Éditions Gallimard Édouard Levé Ölülerimizi Topluyoruz Ölüm Tarlaları Ömer Bakan Ömer Madra Ömer Uluç Özdem Petek Özge Dirik Özgül Tanyeri Özkan Şahin Ümit Kireççi çağdaş sanat çekim çeviri çevirmen çevre çevre koruma çizer çizgi film çizgi roman çizim çocuk çok-kültürlülük çöp ödül ölü ölüler ölüm örümcek öykü özel koleksiyon özgürlük öğrenci öğretim üniversite üretim ütopik mimari ütopya İbni Haldun İFSAK İhsan Oktay Anar İkinci Dünya Savaşı İlahi Komedya İlber Ortaylı İlhan Berk İlhan Mimaroğlu İlyas Odman İmece İngiliz İngiltere İnsan Hakları İran İsa İslamiyet İsmail Yerguz İspanya İsrail İstanbul İstanbul Bilgi Üniversitesi İstanbul Hatırası Fotoğraf Merkezi İstanbul Modern İstanbul Modern Sinema İsveç İsviçre İtalya İtalyan İtalyan sinemasi İvan Turgenyev ırkçılık Şeyda Öztürk Şeytan Duymadan Önce Ştrugatski Biraderler şair şan şans şarkı şarkıcı şehir şiddet şiir şizofreni