Bir filmi kinle yapmak:
Costa Gavras ile söyleşi

<*Z» YUNAN DİLİNDE «ZEHL» YANİ «YAŞIYOR» SÖZCÜĞÜNÜN BAŞ HARFİDİR. POLİTİK BİR CİNAYETE KURBAN GİDEN SOLCU LAMBRAKİS’İN MİLLETVEKİLİ TARAFTARLARI, ÖLÜMÜNDEN SONRA DUVARLARA KAVGANIN DEVAM ETTİĞİNİ ANLATMAK İCİN BU HARFİ YAZIYORLARDI.

Sizi, «Compartiment Tucurs» ve «Un Homme de Trop»dan sonra «Z»yi çevirmeye iten nedenleri açıklar mısınız? Düşünce sizin mi yoksa Semprun’ün mü?

Benim. Vassilikos’un kitabını, daha fransızcası yayınlanmadan önce, kardeşim bana yollamıştı.

Okur okumaz sinemaya uyarlamaya karar verdim. Vassilikos’a Roma’da rastladım. Hemen yemen yeşil ışık yaktı. Ben de uzun zamandan beri tanıdığım dostum Jorge Semprun’le birlikte senaryoyu hazırlamaya başladım. biliyorsunuz Semprun de ben de, Parislilerin deyimiyle «Montand-Signoret» takımının adamlarıyız.

Şimdi Fransız uyruğusunuz ama aslınla Yunanlısınız. Bu yüzden mi «Z» temasını (yani Lambrakis’in ölümünü) işlemeye karar verdiniz ?

Gerçekten, yunanlı bir ana-baba’dan, Atina’da doğdum. 1933 yılında. Babanı uzun zaman Sovyetler Birliği’nde yaşadı. 18 yaşında Yunanistanı terk ederek Paris’e geldim. Sorbon Üniversitesi’nde edebiyat öğrenimine başladım. Ama kısa zamanda orayı terkederek IDHEC’e yazıldım. Aktif bir karakterim var benim. Edebiyat öğrenimini ise çok çok durgun, çok zihinsel buluyordum. Yunanlı olmasaydım gene de «Z»yi çevirir miydim? Sanırım bu soruya «Evet» diye cevap vermek gerekiyor. Günkü konu her bakımdan çok ilgilendiriyor beni. Bununla birlikte, Yunanlı olmasaydım, bu konuya şimdiki tutku, şimdiki… «kin»le eğilemezdim belki.

Vassilikos’u daha önce tanıyor muydunuz? Bir kaç kelimeyle söz açar mısınız ondan?

Hayır. Tanımıyordum. Atina’dan ayrıldıktan sonra, çeşitli nedenlerle, Yunanistanla bütün ilişkilerimi kestim. Vassilikos’tan söz açmamı istiyorsunuz. Eh, bildiğim kadarını söyliyeyim: O da benim gibi 1933 yılında, Selânik’te doğdu. Selânik, Lambrakis’in de sehridir. Yazar, elbette bu şehrin toplumsal yapısını çok iyi tanıyor.

Üniversite öğreniminden sonra A.B.D.’den bir burs alarak oraya gitti. Dönüşünde, önce eleştirmen, sonra da yazar oldu. Üç kitabı çevrildi Fransızcaya: «Üçleme», «Z» ve «Jason’un Tragedyası». Lambrakis öldürüldüğü zaman, Vassilikos olayı yakından izledi. Kitaplarını basan yayınevinin sahibi ona, bütün bir dava dosyasını verdi: Tam 7000 sayfa. Larousse gibi bir şey.

170 tanık dinlenmişti. Konusunu toparlayabilmek için bazı ayıklamalar yaptı elbette. Ama, diyebilirim ki kitapta söylenen her şey gerçek olaylara dayanmaktadır. Bunu, Paris «Politik Etüdler Enstitüsü»nde, o yılların yunan gazetelerinini inceleyerek kendi kendime de kanıtladım. Yunanistan’da askeri darbe yapılmadan önce (21 nisan 1967’den önce) «Z» yayınlanmıştı.

Vassilikos, darbe sırasında Avusturya’da idi. Darbe haberini sınırda duydu ve yurt dışında kalmaya karar verdi. Zaten dönseydi hemen tutuklanırdı, çünkü romanı, ilk toplatılan kitaplar arasındaydı. Vassilikos şimdi Paris’te yaşıyor.

Kitaba bağlı kaldınız mı?

Öykünün ana çizgisine bütünüyle bağlı kaldık. Sadece, Joge Semprun’la birlikte bazı bölümleri çıkardık, çünkü bunlar yapmak istediğimizin çerçevesi dışında kalıyorlardı. Bizim amacımız, politik bir cinayetin «mekanizma»sını vermekti: Hazırlanışını, uzantılarını, polisin olayı örtbas etmek için çizdiği zigzag’ları… bir hesapladık, baktık ki, Vassilikos’un eserine aynen bağlı kalırsak filim iki saat değil altı saat sürecek. Tabii imkânsızdı bu. Kitaptaki bazı verileri de bir araya toplamak zorunda kaldık. Örneğin Lamrakis’in dul kalan eşi (Irene Pappas), gazeteci’nin (Jacgues Ferrin) buluşması, romanda, bizim anlattığımız gibi yer almamıştı. Kitap, onların buluşmalarını çeşitli bölümlere dağıtılmış küçük değinmeler biçiminde veriyordu. Biz, hepsini bir tek sahneye toplayarak yoğunlaştırdık. Öte yandan «Z» (roman), adeta anahtarlara ihtiyaç gösteren bir eserdir. Örneğin ben, ancak üçüncü okuyuştan sonra bütün uzantılarını kavrıyabildim. Oysa biz filmin çok daha «açık» olmasını istiyorduk.

Olayı tarihsel ve coğrafi koşullarından istiyerek mi soyutladınız?

Evet. Çünkü bir yandan, size demin anlattığım gibi, genel anlamda bir politik cinayetin mekanizmasını vermek istiyorduk. Öbür yandan da, gerçek Lambrakis olayını anlatmak istesen hile anlatamazdım, çünkü Selanik’te filim yapmam imkânsızdı. Filmi çevirdiğimiz yer yani Cezayir şehri de, elbette Selanik değildi ve orada bir Selanik şehri kurmaya kalkmak (Amerikalıların Hollywood’ta eski Roma’yı canlandırmaları gibi) bence bir soytarılık olurdu. Ayrıca böyle bir seçime beni götüren bir başka neden daha var: Yunanistan’da bir gün rejim değişince, Lambrakis Olayı’nı kendi ülkemde, daha belgeci bir anlayışla ve profesyonel olmayan oyuncularla çevirmek istiyorum.

Bu sözlerinizden, şimdiki «Z»den tam anlamıyla memnun olmadığınız sonucu çıkarabilir mi?

Hayır, memnunum ben filmimden. Ama bir yönetmenin yaptığı işten hiç bir zaman tam olarak tatmin olmadığı da bir gerçektir. Her daha iyisini yapmayı düşünür. Ancak yukarıdaki sözleri, her türlü artistik kaygının dışında, benim için ilginç olanın, olayı coğrafi, kültürel ve tarihsel bağlam içinde vermek olduğunu belirtmek için söyledim.

«Z»yi çevirirken Lambrakis’ten başka kişileri de düşündünüz mü?

Herkesten önce Ben Barka’yı tabii. Sonra Kongo’da Lumumba’yı, Portekiz’de Delgado’yu, Amerikada Luther King’i, Malcolm X’i, Kennedv’vi, Çekoslovakyada Masaryk’i, Mussollini İtalyası’nda Andreotti’yi, hatta Zola’yı. Zola olayı benim özel olarak ilgilendiğim bir konu. Onun öldürüldüğü ispat edilmiş değil. Ama ölüm koşulları incelendiğinde, Dreyfus olayı dolayısıyla ortadan kaldırılmış olduğu insanın aklına geliveriyor. Kim ne derse desin ben öldürüldüğüne inanıyorum.

Senaryonun yazılışına katıldınız mı?

«Z»de ise, çekim senaryom çok özetti. Her sabah yeniden kararlaştırıyordum çekeceklerimi. Zaten bu teknik konular üzerinde fazla durmaya gelmez.

Evet. Semprun’le birlikte yazdık senaryoyu. Tanıtma yazılarında Senaryo’nun yanında sadece onun adı geçiyor. Çünkü gene tanıtma yazılarında, «Bu filimde, çağdaş olaylarla benzerlikler rastlantı değildir, isteyerek yapılmıştır» sözünün altına imza atmakla yetinmeye karar vermiştik.

Filminizin, halkın anlıyacağı bir anlatım düzeyinde yapılmış olmasını özellikle beğendim. Sadece solcu aydınların çözebilecekleri «bağımlı» filimlerden değil.

Gerçekten öyle filimlerden nefret ederim. Görüyorum ki bir çok sinemacı, kendi göbeklerine bakıp hayran oluyorlar, kendi küçük arkadaş takımları için filim yapıyorlar. Bu tavra karşıyım.

Bu, bir çeşit sekter’liktir. Kaliteyi düşürmeksizin, söylemek istediğiniz şeyi açıklık ve sadelikle, herkesin anlıyacağı bir biçimde söyliyebiliirsiniz.

JEAN-LOUIS TRINTIGNANT, «Z»DE

Bazıları, haklı veya haksız, filminizde bazı belirli «örgü»lere, dramatik kalıplara başvurduğunuzu ileri sürerek sizi eleştiriyorlar. Ne dersiniz?

Bu, «örgü» teriminden ne anlaşıldığına ve örgü’ye hangi amaçla başvurulduğuna bağlı. İşin başında Semprun’le benim elimizde çok kaba bir örgü’ye başvurma olanağı vardı: Önce cinayeti anlatmak, sonra da tıpkı polis romanlarında olduğu gibi katillerin kim olduğunu araştırarak eğlenmek. Böylece seyirciyi bir gerilimle sıkıştırıp ona şöyle sorular sordurabilirdik: Katil şu mu, yoksa öbürü mü? Ama biz, böyle davranmak istemedik. Elbette «Z»de, seyircinin ilgisini sürekli olarak ayakta tutacak ögeler var. Eğer bunlara diyorlarsa «örgü», ne yapalım desinler.

Örneğin şu Albayın Gazeteciyi kovalaması sahnesini anlatıyorlar. Göğsü madalyalarla süslü bir albay, öfkeden kudurmuş bir halde gazeteciyi kovalıyor, gazeteci de durmadan üzerine saldıran Albayı flaş yağmuruna tutuyor. Gerçekten kolay bir etkileme yolu değil mi?

Bu ayrıntı, gerçekten olmuştur. Kitabı okuduğumda, bazı şeylerin biraz abartılmış olduğunu düşünmüştüm. Ama sonradan o yılların gazetelerini okuduğumda, kitapta hiç bir olayın şişirilmemiş olduğunu farkettim. Buna rağmen biz, bir çok şeyleri ayıkladık. Örneğin kuş meraklısı adamın özelliklerini ve karakterini kısaca verdik. Oysa bu kişi romanda önemli bir yer tutuyordu.

Niçin özellikle filmin baş kısmına, Irene Pappas ve Montand tarafından canlandırılan kişilerin zihinlerinde doğan görüntüleri sıkıştırdınız?

Montand-Lambrakis kişiliğinin bir «bayraktar» gibi görünmesini istemiyorduk. Kişiliğini yerine oturtmakta epeyce güçlük çektik. Çünkü ortaya çıkar çıkmaz öldürülüyor Lambrakis. Montand’ın, böyle filmin ilk çeyreğinde ortadan kalkıverecek bir rolü kabul etmesi gözüpekçe bir davranıştı. Biz de, işte sözünü ettiğiniz o «flash» görüntülerle, Lambrakis’in, özel yaşantısında bir politikacı olmadığını, özel bir yaşantısı bulunduğunu, örneğin metreslerinin falan olduğunu belirtmek istedik. Kısası, öbürleri gibi bir insandır Lambrakis de. seyircinin onu bir «ermiş» ya da bir «Tanrı» gibi görmesini istemedik.

Irene Pappas’la ilgili «flash» görüntülere ne dersiniz?

Bazıları, bu görüntülerin müthiş bir buluş oldugunu söylediler. Ama buluşun bana değil Semprun’e alt olduğunu sanıyorlardı. Çünkü «Savaş Bitti»nin de senaryosunu Semprun yazmıştı ve o filimde böyle görüntüler vardı. Onlara, benim, «Compartiment Tueurs» filmini Resnais’nin filminden çok önce çevirdiğimi, ve o filmimde böyle flash görüntüler kullandığımı anlattım. Hatta «Compartiment Tueurs»da içiçe böyle görüntüler vardı. Bu yöntem, karmaşık bir gerçekliği anlatmakta bana çok elverişli geliyor.

Beğendiğiniz sinemacılar kimlerdir?

Uzun yıllar Clément’a, Deny’ye, Clair’e, Verneuil’e, Ophüls’e ve Jean Becker’e yönetmen yardımcılığı yaptım. Clément ve Demy’nin oyuncu kullanışını beğenirim. Clair ise bana kurgu’yu öğretti. Çok önemlidir bu kurgu konusu.

Filim çekerken daha çok doğaçtan mı çalışırsınız?

İlk filmim olan «Compartiment Tueur»ün ayrıntılı bir çekim senaryosu vardı. İkinci filimim olan «Onüçüncü Adam»ın da ayrıntılıydı senaryosu. Ama hep, kendi kendime, bu senaryoya bütünüyle bağlı kalınıyacağımı da söylüyordum. Gerçekten de öyle oldu. «Z»de ise, çekim senaryom çok özetti. Her sabah yeniden kararlaştırıyordum çekeceklerimi. Zaten bu teknik konular üzerinde fazla durmaya gelmez.

Cezayir’de çalışmaktan memnun kaldınız mı?

Evet, çok. Yeniden orada çalışmaya da hazırım. Cezayir şehrinin insanları çok anlayışlı. Aramızda çok dostça ilişkiler doğdu.

Genel olarak Lambrakis kişiliğini pek sevmedisiniz anlaşılıyor.

Olduğu gibi gösterdim onu. Gerçekte olduğu gibi. Tutarsızlıklarının kurbanı oldu. Genel anlamda, esaslı politik düşüncelere sahip oldukları icin pek gururlanan solcu aydınlardan hoşlanmıyorum. Biraz gülünç buluyorum onları. Zaten böyle aydınlara çok rastlanan ülkelerde bu adamları genellikle sağcılar yönetir.

Denner’in temsil ettiği «radikalizm»e hak veriyorsunuz Öyleyse.

Evet. O haklı. Aydınlık bir görüşe sahip tek kişi O.

«Bolşov» bölümünde Sovyetler’e karşı bir çıkışınız var değil mi?

Temelde Sovyetlere de, temsil ettikleri barış içinde birlikte yaşamaya da karşı değilim. Ama Sovyetlerin uzlaşmayı pek ileri götürdüklerine inanıyorum. Ayrıca olay da gerçekten olmuştur.

Lambrakis’in öldürüldüğü gece Bolşoy, Selanik’te temsil veriyordu.

Şu küçük Yargıç’ın kişiliği de oldukça ilginç. Hızlı bir anti-komünist, ama dürüst.

Kişisel olarak, sekterliğin her türlüsünden nefret ederim. Politik düşüncelerinin bir insanı bütünüyle belirlemediğine inanırım. Yanlış düşüncelere sahip olduğu halde bir kişinin insancıl anlamda iyi bir varlık olması mümkündür. Tersi de doğrudur tabii.

Yeni tasarılarınız var mı?

Çok. Ama kesin bir şey yok. «Z» epeyce sarstı beni.

Yeniden politik bir filim yapmayı düşünüyor musunuz ?

Politik bir filim mi? Hayır. Bence «Z», politik bir filim değil. bu kelimeyi sevmiyorum. Daha çok «toplumsal» bir irdeleme diyelim.

GUY HENNEBELLE’in düzenlediği konuşmadan çeviren
Onat KUTLAR ✪

Önceki

What Josiah Saw: A tale of a family shattered by death and religion

Sonraki

edip: dipte bir nüans