Bu anlamdaki modernlik deneyimi - sanat dallarının belki de en ilgi çekicilerinden biri ‘kusma sanatı’dır.

KUS- ma!

‘Devrisi gün uyandığımda kusmuk dolu bir yataktaymışım gibi iğrenirdim kendimden. İçtim ama içtiğim zamanlarda kusmadım. Ne var ki kusmaktan beterdi böyle zamanlarda duyduğum iç bulantısı…’ Sartre’a göre ‘bulantı’, insanın kendi sorumluluğunu duymaktır. İnsan, sorumluluklarını maskeleyen bu ‘bulantı’yı azaltabilir, ama gene de içi rahat değildir. Sanat da bu noktada bulantıyla ortaklık kurar. Sanat da bir tür sorumluluk, bir ifade biçemi, iç huzursuzluğudur. Nitekim Colomina, modern dünyada, sanatın (eseri) insanın gönül rahatlığını bozmayı amaçladığını belirtir. Öyleyse durum, tam da İda Mancini’nin oğluna söylediği gibidir: ‘Sanat asla mutluluktan doğmaz’ “Modern” dünya, kendisine özellikle çirkini ya da güzeli seçmez, hep yeniyi seçer. Böylece, geleneğe

‘Devrisi gün uyandığımda kusmuk dolu bir yataktaymışım gibi iğrenirdim kendimden. İçtim ama içtiğim zamanlarda kusmadım. Ne var ki kusmaktan beterdi böyle zamanlarda duyduğum iç bulantısı…’

Sartre’a göre ‘bulantı’, insanın kendi sorumluluğunu duymaktır. İnsan, sorumluluklarını maskeleyen bu ‘bulantı’yı azaltabilir, ama gene de içi rahat değildir. Sanat da bu noktada bulantıyla ortaklık kurar. Sanat da bir tür sorumluluk, bir ifade biçemi, iç huzursuzluğudur. Nitekim Colomina, modern dünyada, sanatın (eseri) insanın gönül rahatlığını bozmayı amaçladığını belirtir.

Öyleyse durum, tam da İda Mancini’nin oğluna söylediği gibidir: ‘Sanat asla mutluluktan doğmaz’

“Modern” dünya, kendisine özellikle çirkini ya da güzeli seçmez, hep yeniyi seçer. Böylece, geleneğe karşı olan yeni gelenek “modernite”, çirkini (tiksinilen ve iğrenileni) de kendisine konu edinir. Ve modernizme geçişle birlikte, görülmesi zor olan -tercih edilmeyen- çirkin, modern sanat aracılığıyla kendisini görünür kılacak pek çok sanat dalı bulur.

Modernlik, ‘ben’e nesneymişcesine, kendi dışına çıkarak bakabilme yetisini geliştirme anlamına geldiğinden, öznenin kendisini nesneleştirerek incelemesi, değerlendirmesi (…) de modernlik deneyimi olarak ele alınabilir.

Bu anlamdaki modernlik deneyimi – sanat dallarının belki de en ilgi çekicilerinden biri ‘kusma sanatı’dır. Entelektüel terminolojilerde popülerleşen ‘kusma’ terimi, insana ‘bulantı’ sağlayarak ilgi çekmesinin yanı sıra anlamsal içeriğinin zengin oluşu nedeniyle de günümüzün ‘gözde’lerinden olmaya hak kazanmıştır.

Bu anlamdaki modernlik deneyimi - sanat dallarının belki de en ilgi çekicilerinden biri ‘kusma sanatı’dır.
Bu anlamdaki modernlik deneyimi – sanat dallarının belki de en ilgi çekicilerinden biri ‘kusma sanatı’dır.

Aslında ‘kusma’nın ilgi çekiciliği ve yaşamı şekillendirmesi, yüzyıllar öncesine dayanmaktadır. Kusmanın, insanın ve dolayısıyla yaşamın parçası olması, onu, mimarlık sahnesinde de aktör yapabilmiştir. Özellikle Roma İmparatorluğu döneminde, bu durum iyice vurgulanmıştır. Örneğin, tiyatrolarında seyircilerin giriş-çıkış gerçekleştirdikleri, tonozla örtülü geçite vomitorium adını vermişlerdir. Ayrıca bir rivayete göre de, vomitorium, bir çeşit kusma odasıdır. Romalılar’ın, uzun süren, görkemli ziyafetlerini sürdürmek için zaman zaman ziyafete ara verip, ‘vomitorium’a giderek kustukları ve sonra yemeğe kaldıkları yerden devam ettikleri söylenegelir. Buradan, septik bir bakışla, ‘bulimia nervosa’nın Roma’yla birlikte ortaya çıktığı ve belki de ilk bulumiklerin Romalılar olduğu iddia edilebilir.

Kusmanın, zayıflık -ve dolayısıyla güzellikle- ilişkilendirilmesi aslında oldukça ironiktir. Nahoş hatta ayıp olarak kabul edilen kusma, modanın, zayıflığın dünyayı ele geçirmesiyle, estetik düzenin nezakete vurduğu bir darbeye dönüşmüştür. Estetik düzen, ‘kusma’yı baş tacı ederken, onu mütemadiyen olumlar. Örneğin, literatür, ‘kusma’yla dolmuştur. Yaşam, boğulma (kusmanın öncülü) taklidi yaparak insanlara kendilerini kahraman hissettiren Victor Mancini’lerle, ‘Kusma Kulüp’leriyle, kendisine bakıp iğrenenlerle doludur artık.

handetulum (10)
Estetik düzen, ‘kusma’yı baş tacı ederken, onu mütemadiyen olumlar.

‘Kendimi pencereden kurtarıp yalpa vura vura odayı adımlıyorum; aynanın tuzağına düşüyorum bu kez, kendime bakıp iğreniyorum: bu da bir sonsuzluk işte.’

Ve hayatın bu denli içine giren (aynı hızda da -kelime anlamı gereği- ‘çıkan’) kusma, sanatın da popüler konularından biri haline girer. İllüstrasyonlarda, sokak sanatında ‘kusma’ya gittikçe daha da sık rastlanır olur.

Ancak, bir gün gelir ve kusmayı çizmek ya da anlatmak yeterli olmaz. Sanatçı, sanat için ‘kusmak’ gerektiğine inanır ve kusma performansıyla sanat icra eder.

Ancak, bir gün gelir ve kusmayı çizmek ya da anlatmak yeterli olmaz. Sanatçı, sanat için ‘kusmak’ gerektiğine inanır ve kusma performansıyla sanat icra eder.
Ancak, bir gün gelir ve kusmayı çizmek ya da anlatmak yeterli olmaz. Sanatçı, sanat için ‘kusmak’ gerektiğine inanır ve kusma performansıyla sanat icra eder.

İşte bu sanatçı; kusma ressamı Millie Brown’dur. Brown, renklendirilmiş süt içer ve sonrasında beyaz bir kanvas üzerine kusarak -kendisini kusturarak- sanat yapar. Brown, kusmayı -ya da kusmuğu- nesnenin çok daha ötesine götürür, onu bir çalışma ve oyun yapar.

millie-brown

Brown, tüm aşamalarını kaydettirdiği bu performansı, sınırlı sayıda renk kullanarak yapar. Anlaşılan, midesi ancak bu kadarına izin vermektedir. Brown’un bu tuhaf performansı, tanınmasına epey yardımcı olur ve marjinal şarkıcı Lady Gaga, ondan üzerine kusmasını ister.

Lady Gaga - Millie Brown
Lady Gaga – Millie Brown

Brown tanınmasına tanınır ancak sanatçının bu soyut denemeleri, bir müphemlik de yaratır. Örneğin, Brown, güzelleşme aracı olarak kusmayı kullanmış ve sonrasında bunu sanata mı dönüştürmüştür, çalışmalarında, çalışmanın aktörü olarak ‘inceliğin’ rengi siyahı tercih etmesinin de nedeni bu mudur?

Ya da Brown, kanvası ve renkleri ortaya çıkarmak için kendisini geri planda tutmak için mi siyahı seçmiştir, belki de Millie Brown, sadece siyahı seviyordur. Kişisel olarak, merak ettiğim başka bir husus da, Brown’un ne kadar bir süreyle bu sanatı gerçekleştireceği ya da gerçekleştirebileceği. Hastalıklardaki kusma durumlarının bile verdiği zarar düşünülürse, çok daha uzun süren bir sanat öyküsünde, Brown, kendisine ne kadar zarar vermekte?

Bunların yanı sıra, Brown’un bedensel artığı, sanat malzemesi yapışı ve özetle kusarak çizebilmesi oldukça dikkat çekici. Sanatın, estetik olmak zorunda olmayışının bir örneği olan sanatçı, bu yönüyle takdir -de- edilebilecek gibi gözükmekte.

Ancak yine de, Brown, Valle Inclan terminolojisiyle tanımlanacak olunursa, yapılabilecek tek bir olası tanım mevcut:

‘Hiçbir zaman bir araya gelmemiş iki sözü (burada, kusma ve sanat) bir araya getirme yürekliliğini gösteren kişinin vay haline!’

  ✪

Önceki

Francis Picabia

Sonraki

Sinemada Salinger