[Fütüristika!] arşiv düzenlemesi için bakım çalışması yapmaktadır | [Futuristika!] is under maintenance

Tezkerede Egemen İdeolojinin Söylemi

Nur topu gibi bir savaşın doğuşuna şahit olduğumuz şu günlerde, savaş tezkeresinin basın—ve Hüseyin Aygün’ün Facebook hesabı—aracılığı ile kamunun ellerine düşmesi, üzerinden çabucak geçilen bir olay oldu. Bir savaş tezkeresinin halka ne sıklıkla ifşa edildiği göz önünde bulundurulduğu zaman, böyle bir metin üzerinde durmamanın büyük bir kayıp olduğunu görüyoruz. Çünkü tezkereyi incelediğimiz zaman egemen ideolojinin söylem yolu ile kendi çıkarlarını nasıl yaydığına, halk ile arasındaki güç dengesizliğini nasıl devam ettirdiğine, ve düşmanları nasıl yarattığına dair çok zengin bir içerik bize kendini açıyor. Her ne kadar 3 kısa paragraftan oluşsa da, metinde karar mekanizması ve halk arasında yaratılan uçuruma, ve karar mekanizmasının savaşın sorumluluğunu halka atarak kendi ellerini kandan kurtarmaya çalışmasına bire bir şahit oluyoruz. Fakat ideolojinin gözlerimize çektiği perde yüzünden ilk okunuşta gayet normal, hatta sıradan resmi bir belgeymiş gibi gözükmesi, ve bu yüzden çok dikkat çekmemiş olması, bu metini üzerine özellikle eğileceğimiz bir belge yapıyor.

Metinin analizine geçmeden, bunun bir savaş tezkerisi olduğunun üzerinde durmakta ve bu metindeki dilin/söylemin şiddeti meşru ve rasyonel kılmakta çok merkezi bir rol üstlendiğini vurgulamak lazım. Tezkere ilk çıktığı zaman Beşir Atalay ve Bülent Arınç başta olmak üzere AKP bunun bir savaş tezkeresi olmadığını söylemeye çalıştılar. Fakat, Erdoğan’ın bir kaç gün içerisindeki söyledikleri, kendi partisinin iddialarını aynen çürüttü. 3 Ekim’de çıkan tezkereden sonra, Erdoğan 4 gün içinde şunları söyledi:

4 Ekim’de:

“Bizim asla savaş çıkarmak gibi bir derdimiz olamaz. Savaşın getirdiği neticeler Irak ‘ta ortadadır, Afganistan ‘da ortadadır ve şu kısa sürede Suriye’de 1.5 yıl içindeki bedel ortadadır. Buna bizim ‘evet’ dememiz zaten mümkün değil.”

5 Ekim’de:

“Asla savaş meraklısı değiliz ancak savaştan da uzak değiliz. Yurtta sulh cihanda sulh” sulhun egemen olduğu yerde olur. Bizim can damarımıza bastıkları yerde sulhu konuşamayız.”

7 Ekim’de:

“Sen her an gerekirse savaş edecek gibi hazır olmak zorundasın. Sen buna hazır değilsen zaten devlet değilsin”

Erdoğan burada yaşanan tek bir olayı 3 farklı şekilde yorumlamakla kalmıyor, aynı zamanda şiddet, ve tehdit algısını artırmakla beraber söylemini gittikçe savaşa yaklaştırarak dinleyicilerini de olası bir seferberliğe doğru hazırlıyor. Erdoğan’ın bu konuşmaları ayrı ayrı analizleri ve eleştirileri gerektirse de, bu yazıda sadece tezkerenin metinine bakacağız. Bunun bir sebebi, tezkerenin metninde Erdoğan’ın tüm bu söylediklerinin—ve gelecekte de söyleyeceklerinin—temellerini görebilmemizden geçiyor. Başbakan’ın tezkeresini analiz etmekteki amaç, tabii ki, devletin dış siyasetini etkilemek değil. Tezkere geçti, toplar atıldı, insanlar öldü. Fakat bu tezkere, egemen gücün, dili kullanarak şiddeti nasıl haklı çıkardığına; toplumsal sınırları nasıl inşa ettiğine; “biz” olanı masum ve “öteki” olanı nasıl kötü ve agresif gösterdiğine; ve kulladığı dil ile şiddeti nasıl aklıselim bir davranışmış gibi gösterdiğine dair çok güzel bir örnek. Tezkerenin metni şöyle:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

1. Suriye’de devam etmekte olan krizin bölgesel istikrar ve güvenliğe olduğu
2. kadar ulusal güvenliğimize menfi etkisi giderek artan şekilde görülmektedir.
3. Suriye Arap Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerince yürütülen askeri harekatlar
4. kapsamında, 20 Eylül 2012 tarihinden itibaren ülkemiz topraklarına da
5. saldırgan eylemler yönelmiş ve müteaddit uyarılarımıza ve diplomatik
6. girişimlerimize rağmen bu eylemler devam etmiştir. Ülkemiz topraklarına
7. yönelik sözkonusu saldırgan eylemler silahlı saldırı eşiğindedir.
8. Bu durum, ulusal güvenliğimize ciddi tehdit ve riskler oluşturan bir aşamaya
9. ulaşmıştır. Bu itibarla, ülkemize yönelebilecek ilave risk ve tehditlere karşı
10. zamanında ve süratle hareket etmek ve gerekli tedbirleri almak ihtiyacı hasıl
11. olmuştur. Bu çerçevede, hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükümetçe takdir
12. ve tespit edilmek kaydıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere
13. gönderilmesi ve görevlendirilmesi ile bununla ilgili gerekli düzenlemelerin
14. Hükümet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için bir yıl süreyle
15. izin verilmesini Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca arz ederim.

Görmek İnanmaktır 

Bu metin gayet resmi bir dille yazılmış, ve ilk bakışta içinde ideoloji, egemenlik, veya şiddetin meşrulaştırılması üzerine pek bir ipucu verir gibi durmuyor. İdeolojik dilin sorunu da tam budur. Bizim içimize o kadar işlemiştir ki, bizim için o kadar olağan ve sıradan olmuştur ki, gözümüze çarpmaz. Bir savaş ilanı bile gayet banal ve sıkıcı bir resmi metin gibi gözükebilir. Fakat, egemen ideolojinin dili, daha ikinci satırda gayet açık bir şekilde savaşın temellerini atıyor, ve şiddeti meşrulaştırıyor. Bunu da “görülmektedir” fiili ile gerçekleştiriyor. Görülmektedir, edilgen bir fiil—yani, cümlede açık bir faili yok, fiil tek başına gerçekleşmiş gibi duruyor. Edilgen fiilin iki önemli işlevi var. Bunlardan birincisi faili saklamak ve böylece sorumluluğu seyreltmek. İkincisi ise o fiil ile her ne iddia ediliyorsa, bunu mutlak bir doğru gibi ortaya koymak. Böyle baktığımız zaman, ikinci satırdaki “görülmektedir” fiili özel bir durum kazanıyor. Çünkü, “kim görmektedir?” diye bir soru sorduğumuz zaman buna cevap alamıyoruz. Tezkerenin dayanağı ve tüm diğer görüşlerin üzerine inşa edildiği gözlemi kimin, nasıl, ne şartlar altında ve neye dayanarak yaptığına dair bir fikrimiz yok. Bununla beraber, gözlemek bir metafor. Çünkü kimse kelimenin tam anlamı ile gidip birşey gözlemiyor. Gözlem = bilgi denkleminin dayanağı olan metafor, “görmek anlamaktır/bilmektir” gibi halk arasında kabul edilen bir inanca dayanıyor. Ek olarak, gözlemin edilgen bir şekilde inşa edilmesi, onu olağan ve olması gereken bir durum gibi ortaya koyuyor. Gözlem yapan failin ortadan kaldırılması ile, metni okuyanlar, faili veya gözlemin isabetli olup olmadığını sorgulayamıyor. Böylece hem metaforik kullanımı ile, hem de edilgenliği ile gözlem, herkesin yapmış olması gereken, kamusal alanda dolaşan söylemler ve medyada ortaya çıkan haberler sonucunda çıkarım yapmamız gereken bir “mutlak gerçek” veya “hakikat” şeklinde okuyucuya sunuluyor. Fakat biliyoruz ki, bu tür, savaş veya askeri harekat kararları sadece halka açık bilgiye dayanarak alınmaz. Böylece, edilgen fiil, perde arkasında gerçekleşen ve ülkenin kaderini etkileyen siyasi mekanizmaları da gizliyor. Bu gizleme sayesinde, egemen güç, bu süreci sanki açık bilgiye dayanarak almış gibi görünüyor ve “şeffaf devlet” imgesi yaratmış oluyor. Tabii, şeffaf devlet imgesi, “demokrasi” efsanesi ile birleşince, çizilen tabloda demokratik, şeffaf, “meşru” Türkiye karşısında karanlık, ne olduğunu bilmediğimiz, kapalı, diktatör ve dolayısı ile “gayrimeşru” Suriye ortaya çıkıyor. Tabii ki, bildiğimiz gibi, gayrimeşru olanı ortadan kaldırmak ise bir devlet geleneği.

Tüm bunları düşünerek baktığımız zaman, 2. satırdaki “görülmektedir” fiilinin, savaşın ve şiddetin meşrulaştırılması ve tezkere argümanının kurulması sürecinde çok merkezi bir rol üstlendiğini anlıyoruz. Birincisi, edilgen olan “görülmektedir” fiilinin faili olmadığı için, olası bir savaş, harekat, veya askeri operasyon neticesinde kaybedilecek insan hayatının ‘faili meçhul cinayetlere’ kurban gideceğini ilan ediyor. Yani, diğer “faili meçhul” cinayetler gibi, devletin eli kendini savaşın kanından da temiz tutuyor. İkincisi, basın ile halk üzerinde yürütülen psikolojik harekatın semeresinin nasıl toplandığına birincil elden şahit oluyoruz. Egemen söylem güdümünde ötekileştirme propagandası yürüten anaakım basına dayandırılarak Başbakan’ın öne sürdüğü şeffaflık efsanesi, yine anaakım basındaki ötekileştirme kampanyası neticesinde “doğru” veya “olağan” bir gerçekmiş gibi gözüküyor. Yani, egemen söylem kendi doğrularını yaratıyor ve sonra onlara işaret ederek “bakın, doğru söylüyorum” diyor. Böyle bir kısır döngü içerisinde sadece nesne yerine konulan halka ise bu gözleme ortak olmak ve desteklemek düşüyor. Üçüncüsü, anaakım basının üstlendiği propaganda temelinde inşa edilen şeffaflık efsanesi sayesinde demokrasi ile uzaktan yakından alakası olmayan ve kapalı kapılar ardında alınan dayatmacı kararlar, demokratik bir sürecin sonucu gibi gösteriliyor. Halkın hayatı ile oynayan bir karar süreci, halktan olabildiği kadar uzak tutularak demokrasi olabildiğince engellenmiş oluyor.

Biz Masum, Biz Candaş 

Kararı alan mekanizmanın hükümet olduğu 11 ve 14. satırlarda açıkça ifade ediliyor. Yukarıda bahsedilen “görülmektedir” edilgen fiilinin oluşturmaya çalıştığı şeffaflığın aksine, son paragrafta dayatılan hiyerarşinin çelişkisi bir yana, metin, sorumluluğu başka yollarla da halka mal etmeye çalışıyor. Bu dayatılan aidiyetin başka bir mekanı kişi göstergeleri, daha belirli olacak olursak, birinci çoğul şahıs kişi göstergeleri. 2., 4., 5., 6., 8., ve 9. satırlarda, failler “biz” olarak yazıldığını görüyoruz. Metin, üzerinde tehdit hisseden, bu tehditlere karşılık vermesi gereken, ve diplomatik girişimlerde bulunan faili her zaman birinci çoğul şahısta kullanarak, devlet ile halk arasındaki yöneten/yönetilen, güçlü/güçsüz gibi sınırları bulandırıyor. Tabii, bu bulandırılan sınırlarında da belli bir sınırı var, ve metin 11 ve 14. satırlarda bu sınırı kalın bir çizgi ile çiziyor. Metin, karar mekanizmalarını hükümet olarak belirliyor ve halkı kapının dışında tutuyor. Buna ek olarak, bolca kullanılan birincil çoğul şahıs, genellikle savaş anlarında uyandırılan ulusal dayanışma ruhuna atfediliyor. “Biz,” milli ruhu uyandırmaya çalıştığı gibi, savaşa itiraz edenleri de “biz” olanın dışında tutuyor.

Böylece, birinci tekil şahıs göstergesinin kullanılmasının ve kullanılmamasının belli amaçlarını ve işlevlerini şu şekilde görüyoruz: “Gözlemlenmiştir” edilgen fiili ile inşa edilmeye başlanan paylaşılan sorumluluk ve devletin ellerini kandan temiz tutmayı amaçlayan “faili meçhulluk” vurgulanıyor. Üst üste kullanılan birinci çoğul şahıs gücün sınırlarını sorumluluk paylaşımında bulandırırken, karar aşamasında sınırlar yeniden çiziliyor. Diğer bir deyişle, egemen güç bir taraftan tüm kararları alma yetkisini kendinde görürken, diğer taraftan savaşın sorumluluğunu halka yüklemeye çalışıyor. “Biz,” sorumluluğun ve gücün orantısız dağılımı dışında toplumsal sınırların çizilmesinde yardımcı oluyor. Uyandırdığı ulusal seferberlik ruhuna dahil olanlar ve olmayanları, tehdit altında olanlar ve olmayanlar, ölenlerin kanlarını yerde bırakmak isteyenler ve istemeyenler—dolayısı ile ülkesini sevenler ve hainler—ekseninde ayırıyor. Birinci çoğul şahısın böylesine dayatılması, metinin savaşa karşı olanlardan doğrudan hiç bahsetmemiş olmasına rağmen savaşı ve şiddeti tek çözüm olarak görenleri bir çatı altında toplaması sebebi ile, toplumsal kutuplaşmayı körüklüyor. Metin, son olarak, olası bir savaş durumunda egemen kuvvetin kendi prestiji karşılığında döviz olarak harcayabilmesi için gerekli olan insan hayatını talep edebilmesinin temelini atıyor. Bunu hem birincil çoğul şahısla “seferberlik” ruhunu uyandırarak, hem de sorumluluğu halka mal ederek, “bu sizin de savaşınız” efsanesini yaymakla gerçekleştiriyor.

Doğal olarak, böylesine inşa edilen bir “biz,” karşısına da bir “siz”/“onlar” alıyor. Türkiye topraklarında yaşananlardan kimin sorumlu olduğunu bilmeden, gayet indirgemeci bir şekilde sorumluluk “Suriye Arap Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerine” atfediliyor. Bu atfetme ile beraber giden bir niyet açıklığı da ortaya konuyor. Yani, yaşananları tüm Suriye Arap Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri açık bir bilinç ve istekle Türkiye halkına zarar vermek için yapmıştır hikayesi yazılıyor. Bu hikayenin ipuçlarını metinin Suriye’ye resmi ismi ile, yani, insan üstü bir hareket kabiliyeti atfetmesi ile anlıyoruz. Türk vatandaşlarının öldüğü saldırıdan sanki “Suriye” sorumluymuş gibi yaratılan bu hava, Suriye’ye atfedilen sıfatlarla vurgulanıyor. 5.  ve 7. satırlarda, Suriye sadece “saldırgan” olarak tanımlanmakla kalmıyor. 6. satırda “rağmen” ile özellikle vurgulanan “acımasız, durmak bilmeyen, merhametsiz, insafsız düşman” imgesinden  de faydalanılıyor. Böylece tek bir birimmiş gibi gösterilen Suriye, Türkiye halkına saldırmaya niyetli, cani ve insanlık dışı bir “şey” gibi temsil ediliyor. Doğal olarak, böylesine çizilen bir temsil sonrasında, bu temsili çizen kendini bu tür bir canavara karşı müdahele etmekte haklı görüyor. Temsili çizen metin, öteki olanı kendi insanlık anlayışından uzak tutarak, onu yok etmeyi/ortadan kaldırmayı meşrulaştırmış da oluyor.

Burada inşa edilen öteki imgesinin, “biz” üzerine geri dönen etkileri var. Öteki olan “saldırgan” sıfatı ile ilişkilendirildikten ve herşeye rağmen şiddeti seçen bir cani şeklinde yaratıldıktan sonra, doğal oalrak “biz” masum, haklı, merhametli ve insancıl olarak çerçeveleniyor. Bu tanımlama, birincil çoğul şahısın giriştiği söylenen “diplomasi” ile kuvvetlendiriliyor. Diplomatik girişimin doğrudan “medeni” ve “şiddet karşıtı” gibi kavramlarla olan benzerliği sebebi ile, bazı gerçekler gözden saklanıyor. Mesela, diplomatik girişimlerin saldırgan olmuş olabileceği, ve kararlanan yaptırımların Suriye’yi uluslararası alandan daha da uzaklaştırarak ve yabancılaştırarak yaşanan şiddeti tırmandırmış olabileceği gibi.

“Objektif” Dayatma

 Metin, 10. ve 11. satırlarda, yukarıda bahsedilen “gözlemlere” ve merhametsiz, anlayışsız canilere karşı tehdit altında olan masum insanların kurtarılma ihtiyaçlarına cevap veren hükümetin ne yapması gerektiğini öne sürmektedir. Çünkü metin burada birinci çoğul şahıs ile—karar mekanizmasındaki güç paylaşımı dışında—kendine bağladığı halkı hareket kapasitesi olmayan bir kurban gibi göstermekte, son paragrafta ise kendi gücünü ortaya koyarak kendisini bir beyaz atlı mesih gibi konumlandırmaktadır. Bu kurtarıcı mesihin hareket şekli olan “zamanında ve süratle” ise, aynı edilgen bir şekilde gözlenen koşullar gibi, bir şekilde “hasıl olmakta” ve böylece malumiyete ermektedir. Verilmesi gereken cevabın “hasıl olma” özelliği konusundaki herhangi bir bilgi, yine, demokrasinin en büyük düşmanı olan halktan olabildiğince uzak tutulmaktadır. Nihayetinde bu “hasıl olma” sonucunda yaşanacak şiddette kan kaybedecek olan halk, cevabın nasıl olacağına dair alınacak karar sürecine dahil edilmemekte ve kendisini kurtarmaya gelen mesih tarafından ölüme mahkum edilmektedir. “Hasıl olma” fiilinin edilgen olması yine bir objektiflik iddiasıdır. Failin cümle içinde olmaması—2. satırdaki edilgen gözlemin normalleştirilmesi gibi—“zamanında ve süratle” verilecek şiddet içerikli cevabı da normalleştirir, meşrulaştırır ve sanki olması gerekenmiş gibi gösterir. Bu şekilde, şiddet “objektif bir doğru” gibi konumlandırılır.

“Ve” Dahası… 

Metinde analiz edeceğimiz son nokta, “ve” bağlaçlarının kullanılış biçimi. Bunun için 4 tane “ve” bağlacına bakacağız. Bağlaçlar ile bilinmesi gereken önemli bir nokta şu: “ve” gibi bağlaçlar (parataxis) kendisinden önce gelen ve sonra gelen kelimeler arasında denk bir ilişki kurarlar. Buna karşı olarak “ama” gibi bağlaçlar (hypotaxis), kendisinden önce ve sonra gelenler arasında hiyerarşik bir ilişki belirtirler. İnceleyeceğimiz 4 tane “ve” bağlacı, kendisinden önce ve sonra gelenler arasında denk bir ilişki kurararak, onları beraber gitmesi doğal olan kavramlarmış gibi göstermekte ve okuyucuya aynı ilişkiyi dayatmaktadır.

Bakacağımız birinci “ve” bağlacı, 1. satırda “istikrar – güvenlik” kelimeleri arasında durmaktadır. Metine göre kriz istikrara, böylece güvenliğe tehdit oluşturmaktadır. Burada istikrar ve güvenlik arasında kurulan denk ilişki, uluslararası siyasette öne çıkan “güvenlikçi” söylemin bir devamıdır. Metinin de vurguladığı bu söyleme göre, istikrar ve güvenlik arasında doğru bir orantı vardır. Güvenlik ne kadar artarsa, istikrar da o kadar artar. İstikrarın başka parametrelere bağlı olabileceği bu tür bir söylemde düşünülemez bile. Tabii, bu noktada, istikrar ve güvenlik arasında kurulan ilişki, metinin iddia ettiği “diplomatik kibarlığa” da gölge düşürmektedir. Güvenlikçi bir aklın birincil önceliği diplomatik çözüm değil, çıkar ve menfaattir. Bu yüzden metinin daha sonra kurmaya çalıştığı diplomat imgesi, daha ilk satırda kurduğu denklem ile sekteye uğramaktadır.

İnceleyeceğimiz ikinci “ve” bağlacı, 5. satırda “uyarı-diplomatik girişim” arasında durmaktadır. “Diplomatik girişim” her ne kadar medeni bir mecaz olarak dursa da, metinin onu uyarı ile eşitlemesi, diplomasi etrafındaki sınırların ne kadar dar olduğunu bize göstermektedir. Metinin kurduğu bu denklem bize gösteriyor ki, şu an yürürlükte olan dış siyasette diplomasiden anlaşılan uyarıdır. Bunu dış siyasetimizin ve içine sürüklendiğimiz savaşın mimarı olan şahısın “0 sorun” anlayışı ile karşılaştırdığımız zaman, güvenlik ve istikrarı bu kadar beraber gören bir yönetimin nasıl bir istikrarsız çelişkiler yumağı içinde yüzdüğünü görmüş oluyoruz.

Üçüncü “ve” bağlacı 8. satırda “tehdit-risk” kavramlarını denklemektedir. Metinin tehdit ve riski denklenmeye çalışması, yine çok doğru gözükmeyen bir duruma düzen dayatmaya çalışmanın bir semptomu olarak yorumlanabilir. Çünkü her riskli durum, bir tehdit teşkil etmez. Risk, önceden hesaplanabilen ve buna göre çeşitli önlemlerin alınabileceği bir duruma işaret eder. Fakat tehdit çoğunlukla bir algıdır. Yaşanılanlar karşısında gerçekten bir savaş tehdidi olup olmadığı gayet tartışmalıdır. Metin, tehdidin ucunu açık bıraktığı için, herhangi bir tehdit algısını, gerçek bir tehdit ile eşitlemeye çalışmıştır. Algı ve gerçeklik arasındaki tanım uçurumunda kaybolan anlam boşluğu, risk kelimesi ile eşitlenerek doldurulmaya çalışılmıştır. Risk kelimesi ile ilişkilendirilen hesaplanabilirlik, güç yapısının egemenliğini dayatmakla kalmaz, insan hayatını da hiçe sayar. Çünkü, bir taraftan, egemen güç kendisini bu riski hesaplayabilecek konuma layık görmekte, elinin altındaki gizli hesap ve bilgilere dayanarak böyle bir risk alınabileceğini ortaya koymaktadır. Diğer taraftan, bu “riske” karşı alınacak tedbir, insan hayatının yok edilmesi üzerine kurulmuştur. Böylece, geleneksel olarak şiddet uygulamayı sadece kendi monopolisi altında tutan güç yapısı, halkın vücudunu ne şekilde harcayacağına kendi keyfine ve çıkarına göre karar vermekte, bunu ise herhangi bir temele dayandırmadığı tehdit kavramını risk ile denkleyerek yapmaktadır.

Dördüncü ve sonuncu “ve” bağlacı 10. satırda “zaman-sürat” arasında bir ilişki kurmaya çalışmaktadır. Bu denklem, metinin bir araya getirmeye çalıştığı çelişkilere ve içinde bulunduğu zor durumu haklı çıkarmaya çalışmasına başka bir örnektir. “Zamanında ve süratle,” genellikle karşıt iki anlayıştır. Bazen fırsatların değerlendirilmesi gerekir, zamanında hareket etmek, belli bir sürati gerektirebilir. Fakat insanların hayatını ilgilendiren, halkların düşmanlığını tetiklemek üzere açılan savaş gibi konularda “fırsat kollamak” pek de doğru bir yaklaşım değildir. Aksine, zamanında hareket etmek, sürat yerine ferasete fırsat vermek, kana-kan anlayışı yerine soğuk kanlı düşünceye alan tanımak olarak düşünülebilir. Tabii, zamanında hareket etmenin bu şekilde değil de, sürat olarak inşa edilmesi, egemen güç yapısının bize böyle bir fırsatı kaçırmamak için hareket ettiğini göstermektedir. Diğer bir değişle, egemen güç, insanların hayatına mal olacak bir kararı süratle değerlendirilmesi gereken, aksi halde elden kaçabilecek olan, bir fırsat olarak görmektedir. Böylesine bir savaş düşkünlüğü, metinde “diplomasi” gibi kelimelerle inşa edilmeye çalışılan barış maskesini düşürerek, güç yapısının gerçek niyetini ortaya çıkarmaktadır.

Egemen Gücün İdeolojisi

 Yukarıdaki metinin de gösterdiği gibi, ideolojiyi çeşitli -izm’lerde ve -çilik/-çülük’lerde aramamıza gerek yok. Güç, egemenliğini kullandığı dil ve söylem ile sağlama alır. Bu süreçte arkasına saklandığı isim üzerinden tartışma yürütmek ise sadece bizi oyalar. Üzerinde asıl düşünmemiz gereken egemen gücün kullandığı söylem ve buna karşı üretilebilecek karşı söylemlerdir. İdeoloji, kendisini aklıselim doğrular kılıfında gizleyerek şiddetin ters etkisi, ve insanların kendi hayatlarını ilgilendiren kararlardan uzaklaştırıldıkları gibi gerçekleri saptırır, görmemizi engeller. Eleştirel söylem analizi ile yaptığımız dilbilimsel yakın okuma ise ideolojinin perdesini kaldırır, metinin sinsiyetini, insanları nasıl nesnelleştirdiğini, insanların kendi çıkarlarına karşı olan bir süreci nasıl desteklediklerini gösterir. Çünkü savaşın kimin çıkarına olacağı bellidir. Akan kandan prestij elde edecek olanlar, ve daha savaşın söylentilerinden hisseleri artanlar: Egemen güç ve sermayenin ortaklığında gelişen bu makina, kendi rüyalarını kovalama sürecinde kimin kanını kendisine yakıt yaptığını umursamaz.

İdeolojinin çarptırdığı başka bir gerçek de şudur: dil ve söylem değişmeden toplumsal değişme mümkün değildir. O yüzden, egemen ideolojinin ve onun öne sürdüğü söylemin üzerine giderken akılda tutulması gereken aynı söylemin sonucu değiştirmeyeceğidir. Lorde,  “efendinin aletleri efendinin evini hiç bir zaman parçalayamacak” demiştir. Egemen ideolojinin söylemsel aletlerini, stratejilerini, veya yöntemlerini kullanarak ancak onun güçlenerek devamına katkıda bulunabiliriz. Bu sebeple, onunla yüz yüze gelirken, egemen ideolojinin kullandığı edilgen fiil, biricil ve ikincil çoğul kişi göstergelerinin karşıt zıtlar gibi kullanılması, veya objektif doğrunun iddia edilmesi gibi söylemlerin dışında durmak, egemen ideolojini gücünü, az da olsa, kesmek anlamına gelir.

EK:

Hüseyin Aygün’ün facebok hesabından paylaştığı “tezkere fotoğrafı”

Aaron Hobson Alain Mascarou Alberto Giacometti Alberto Manguel Alberto Savinio Aldous Huxley Aleister Crowley Alejandra Pizarnik Alejandro Jodorowsky Alejandro Zambra Alexander Hacke Alexander Sergeyeviç Yesenin-Volpin Alfred Jarry Algan Sezgintüredi Ali Akay Allah Almanya Alper Canıgüz Alper KAmu alt kültür Andreas Baader Andre Breton Andre Gide Andre Rene Rousimoff Andre the Giant Andrew Losowsky Andrey Tarkovski André Breton & Philiphe Soupault Andy Warhol Anna Atkins Anna Massey Anna Romanovna Izryadnov Anthony Burgess ANTONIN ARTAUD Armağan Ekici Arthur Brown Arthur Cravan Arthur Rimbaud Ash Ra Temple A Silver Mt Zion Aslanlaşma Aslı Bostancı Atatürk Atilla Birkiye Atom Egoyan A torinói ló Austin Osman Spare avangard avangart Ayfer Tunç Ayhan Geçgin Ayhan Çağlar Aziz Genet A Zona B-movie Bahçeşehir Üniversitesi Bakışsız Bakışsız bir kedi kara balkan Banksy Bansky Banu Alkan Barack Obama Barones Else Von Freytag-Loringhoven Baroness Bartolomeo Vanzetti barış Barış Akkurt Barış ve Demokrasi Barış Yarsel Bask baskı basılı yayın basın basın toplantısı Bathory Batman Baysan Yüksel bağımsız bağımsız film BBC Beale Caddesi beat beat edebiyatı beat generation beat kuşağı Beatles beatnik bebek beden bedensel deformasyon Beethoven Begüm Güzel Behemoth belediye belgesel Belle & Sebastian bellek Belçika Berlin Betty Blue Beyaz Kuzgun Beyoğlu Beşiktaş Beşir Fuad bienal biletix Bilge Karasu bilim kurgu bilimkurgu bilinç akışı Bill Ward Birol Ünel Birsen Tezer Bizans bizarre black metal Black Ovarian Death March Black Sabbath Blaise Cendrars Blind Cat Black Blixa Bargeld Bloomsday Bob Dylan Bolesław Skulik Bora Akıncıtürk Borges Borges 113 yaşında Boris Vian Boris Ştrugatski Boston Bozlu Art Project Boğaz boşluk Brian Eno Brion Gysin Bronislav Prochazka Bryan Ferry Budapeşte bulmaca bulvar Bunny Munro Burcu Perçin Béla Tarr Bülent Erkmen Cabaret Voltaire caferağa Cambridge cami Camille Claudel Can canavar Can Can Heads Caspian caz cehennem Celal Mordeniz Cemal Arığ Cemal Süreya Cer Modern Cevdet Erek Ceza Cezayir Chantal Akerman charles bukowski Charles Darwin Charles Dickens Chris King Christian Debois Chuck Palanhuik cinayet cinnet cinsellik Claude Faraldo Cleon Peterson Colophon Colophon 2009 Comics Comte de Lautréamont Conrad Schnitzler Cory Doctorow Cozy Powell Culture Multure cut-up cyberpunk César Vallejo Dada dadaizm Dagerreyotipi Dagon Ezoterik Tarikatı Daguerreotype Dagur Kari Dali Damien Hirst dan haag dans Dante Dante Alighieri Danzig Darbe Dario Argento dark ambient dark jazz dava Dave Eggers David Bowie David Byrne David Keenan David Lynch dayanışma DDR Death In Vegas death metal Deborah Lupton dedektif Deep Purple Defter Kazıyıcılar Kooperatifi dehşet delilik demokrasi deney deneysel deneysel müzik Dengue Fever deniz DEPO dergi dergi yazarları derleme Der Orchideengarten Derya Bengi devlet devrim Dick Tracy Diederick Kraaijeveld Die Firma die toten hosen dijital gramafon dijital sanat dijital yayıncılık dil din direniş disiplinlerarası disko distopya diyalog dizi DJ dj set documentary Dogzstar Domenico Modugno Don Kişot Donnie Darko doom Doris Lessing Dostoyevski download doğa doğaçlama Doğu Almanya drama drone drone rock DSP Duchamp Duke Ellington dunia Dusha Bateson dönüşüm dünya Düş Yola e-book e-kitap E.M. Cioran E Ayhan Çağlar ece ayhan Ece Ayhan anma etkinlikleri Ece Ayhan Sivil Girişimi Ece Ayhan Çağlar Ece Gamze Atıcı Edebiyat Edgar Allan Poe Edith Piaf editör editör yazısı efemera Efemerista Efemerista Efrim Manuck Egg Dancing Eilish Lambrechtsen Einstürzende Neubauten Ekavart Gallery ek gösterim ekoloji ekolojik yaşam ortaklığı ekolojk yaşam Ekümenopolis El Arte de Volar Electric Wizard elektronik elektronika elektronik müzik Eleştirel Söylem Analizi eleştiri Elif Yıldız Elliot Smith El Topo Emanuel Mathias Emiliano Zapata Emmy Hennings Enda Hughes Ender Ormanlar Engelbert Kievernagel Engin Güneysu Enis Batur Enki Bilal Ennio Morricone enstalasyon Enteresan tasarım Epifanía Uveda de Robledo Eray Mert Erdem Helvacıoğlu Erdem Şenocak Erenköy Eric Andersen Erik Satie erkek Erkin Gören Erkin Koray Erkut Terliksiz Ernest Fuchs Ernest Hemingway Ernst Fuchs Ernst Jones Ersin Kalkan Ertem Eğilmez Ertuğrul Kürkçü Esat C. Başak Eskil Vogt Eskişehir estetik Etgar Karet Etgar Keret Etkinlik Eugene Hütz Eugeniusz Bąk ev evlilik Evren Ekşi Evvel Evvel Fanzin Ewald Gawlik experimental eylem eğitim eğlence Eşiktekiler facebook Faith d'Aluisio fantastik fantezi fanzin Fatih Akın Fatih Recep Tayyip Erdoğan Faust faşizm fc st pauli Federico Fellini Feeling B felsefe feminizm Femme Fatales Fenerbahçe Ferdydurke Ferenc Liszt Ferhat Uludere Feriköy Pazarı ferit edgü Fernando Pessoa festival fetiş Feyyaz Kayacan Filippo Tommaso Marinetti Filistin Film film festivali filmler filozof Finnegans Wake Flaneur Comics Flannery O'Connor flickr Fluttery Records Fluxus Fluxus 50 folk Forough Farrokhzad Forugh Farrokhzad Fotoğraf fotoğrafçı fotoğrafçılık Francesca Woodman Francis Picabia Franco Brambilla Frank Zappa Fransa Fransız Franz Kafka Franz Marc François Truffaut Fred Fiction Freedom Express Friedrich Nietzsche Fritz The Cat Fugazi Funny Games Futbol Futuristika Fyodor Mihailoviç Dostoyevski Füruğ Ferruhzad Fütü fütürist manifesto Fütürizm Gabriela Benackova gala Galata galeri Galeri Merkur Galeri Nev Galileo Galilei Galina Benislavskoya garage garaj garajistanbul Gary Lucas Gaye Su Akyol gazete gazeteci gece Gecenin Sonuna Yolculuk gelecek gelenek gemi Geoffroy de Boismenu George Grosz George Orwell Georges Bataille Georges Perec George Whitman George Yuri Yesenin Georg Trakl Gerhard Urbanek gerilim Gertrude Stein gerçek gerçeküstü gerçeküstücülük gezegen gezgin gezi Gezi/Mekan Gezi Direnişi Gezi Parkı geçmiş Ghetto Gilles Deleuze Giovanni Scognamillo Giuseppe Culicchia giysi Goblin Godflesh God is an Astronaut Godspeed You Black Emperor Gogol Bordello gol Gordon Matta Clark Gotham Gothic Americana Grace Grace Jones graffiti grafik grafik tasarım grafitti Grails Grand Funk Railroad Gregor Samsa grindcore grotesk Grup Ses Beats Guardian Guildford Dörtlüsü Guillaume Apollinaire Guillermo del Toro Gurme Gurme Gustav Klimt Gustav Klimt 150 yaşında Gustav Meyrink Gus Van Sant Gypsy Lou Webb görmek görsel görsellik Görüntü görüntü gösteri gösterim Güncel Güney Gotiği Güney Kore günlük gıda H.P. Lovecraft Halil Duranay Halit Kıvanç halk Hamlet Hannah Höch Hans-Lukas Kieser Hans Arp Hans Richter Hans Rudolf Ruedi Giger Haramiler hardcore Hardcore Punk Harfhane Harfhane Yayınları Harold Pinter harsh noise Hartmut Bitomsky hastalık hayal hayal gücü Hayat Hayat Haymatlos hayvan Heath Ledger heavy metal hediye Hegel Heinrich Himmler Henrik Isaksson Garnell Herman Melville Herta Müller Hey Jude heykel High Fidelity hikaye Hikmet Benol Hippi Perihan histeri Hitler Hitoshi Matsumoto Holger Czukay Hollanda Hollandalı Horaley Howard Phillips Lovecraft Howard Zinn Hrant Dink HR Giger Hugh B.O’Brian Hugo Ball Hukuk Fakültesi Hungry Planet Hunter S. Thompson Hush Galeri Hush Gallery Håvard Skaset Håvard Volden Héléne Cixous Hülya Vatansever Hür Yumer Ian Mackaye I Create Soundscapes idam ifade özgürlüğü IKSV iktidar ilan-ı aşk iletişim illüstrasyon illüstratör imge Imre Kertesz inceleme Indie Indigo industrial insan insanlık interaktif interaktif heykel internet intihar Ira Cohen Irvine Welsh Isadora Duncan Isidore Ducasse istanbul indie scene Istanbul Noir istismar isyan içerik işitsel J.D. Salinger Jack Kerouac Jacques Derrida Jacques Prévert Jacques Ranciére Jacques Rigaut Jacques Roubaud Jacques Vaché Jaguar Kitap Jaguar Yayınları James Duval James Gleeson James Graham Ballard James Joyce Janacek Jana Müller Jane Birkin Janset Karavin Jan Švankmajer Japon Japonya Javier Marías jazz Jean-Paul Marat Jean-Paul Sartre Jean Cocteau Jean Genet Jean Jacques Lequeu Jean Luc Godard Jean Rollin Jean Sol Partre Jecques Vergès Jeff Bridges Jeff Buckley Jennifer Martenson Jeremy Profit Jessica Green Day J G Ballard Jimi Hendrix Jim Jarmusch Jim Morrison Jimmy Page Jimmy Yensid Jim Norton Joachim Trier Joan Baez Joan O’Hara Joe Strummer John Boorman John Brandon John Cale John Crowley John Cuddy John Dillinger John Goodman John Herschel John Hurt John Milton John R. Searle Johnston McCulley John Zorn Jonathan Forgansh Jonathan Rhys Meyers Jonathan Safran Foer Jon Theodore Jon Webb Jorge Luis Borges Josef Albers Josef Koudelka Joseph Kosuth Josh Brolin Joy Division JRR Tolkien Juan Ralfo Jude Law Jules Monnerot Jules Verne Julianne Moore Julie Doucet Julien Torma Juliet Hulme Juliet Stephenson Julio Cortázar junkie Jürg Solothurnmann kabare Kaddis a Meg Nem Született Gyermekent Kadife sokak Kadir İnanır Kadıköy kadın kafa kafabindünya Kafka kahve kamera kaos kaotik edebiyat Kara Büyü kara kedi Karanlıkta Dans kara tiyatro kara tren Kara Şövalye Karel Reisz karga Karga Mecmua Kargart karikatür Karl Marks karnaval Karotte kartpostal karşı kültür kasaba Katalan katar katliam kedi Keith Richards kelimeler Kenneth Anger Kenneth Branagh kent kentsel dönüşüm kes yapıştır Kiki kilise kimlik kitabevi Kitabiyat kitap kitap eleştirisi kitap kapakları kitaplık klasik müzik Klaus Schulze Kletka Red klip Kohei Yashiyiki Kokomo kolaj koleksiyon kolektif Komplo Komplo komplo teorisi kompozisyon komünizm konferans konser konserler Konstantiniyye Üçlemesi Konstantin Stanislavski Kore korku korku edebiyatı korku filmi korkunç filmler kostüm kover krautrock Kreuzberg Kristin Scott-Thomas Kuad Galeri kukla kumaş Kunsthalle Kurgu Kurt Schwitters Kurt Vonnegut Kurt Vonnegut Jr Kösmonaut köy köşe yazısı kült Kült Neşriyat kültür kültürel küratör küreselleşme Küçük İskender kırmızı kısa film kısa hikaye Kızıl Ordu Fraksiyonu L'Attentat Laibach Laika Lale Müldür Lamb Langston Hughes Lars Lindstrom Lars Von Trier Laszlo Fogarasi Jr. Lautreamont Lawrence Durrell Lawrence Ferlinghetti Leata Land Lech J. Majewski Lech Majewski Led Zeppelin Lenin Leningrad Leonardo da Vinci Leopold Wróbel Leos Carax Leo Troçki Les Murray Levent Şentürk Lev Troçki lezzet LGBT Life liste Liza Bear Liz Jensen logo Lolita Londra Louis-Ferdinand Céline Louis-Ferdinand Céline 118 yaşında Louis-Jacques-Mandé Daguerre Louis Aragon Louise Hindsgavl Loujon Press Lou Reed Lovecraft LSD Lucien Sénémaud Lydia Lunch Lyn Hejinian László Krasznahorkai Löpçük Lüksemburg Macar Macaristan Macedonio Fernandez Madchester Mahir Duman makarna makina manga manifesto manken Man Ray manyak Marcel Duchamp Marcel Proust Marcel Schwob Maria Kodama Marilyn Monroe marionette Mariya Andreyevna market Mark Z. Danielewski Marsden Hartley Marx'ın Dönüşü masa masal Masashi Kawamura masumiyet Matbuat Matbuat matematik math rock Matt Borrusso Matt Dillon Maurice Blanchot Maurice Sendak Mauvais Sang Mavado Charon mavi Max Brod Max Ernst Max Jacob Mayhem mağara Medya Medya Mehmet Gökmen Mehmet Siyahkalem Mehmet Zaman Saçlıoğlu Mehtap Meral mekan Meksika mektup Meltem Ege Memento mori Mesut İtku meta-metin metal metin Metin Erksan Metis meydan Meydan Gazetesi meyve Mezarlık Michael Cooney Michael Gira Michel Foucault Mihran Tomasyan Mike Hostench Mikhail Bulgakov Mikrokolektyw Milano Milena militarizm mimari mimarlık Mimar Sinan Üniversitesi Mine Söğüt minimalizm Mircea Cărtărescu Miron Zownir Mirza Metin Mississippi Nehri mizah Moby Dick moda model modernizm Mogwai monolog Moskova movie poetry mp3 Mr. Natural Mrcello Mgni Mtaär mum Murat Cem Şerbetçi Murat Nemet-Nejat Museum für Konkrete Kunst Musevi music Musiki Mustafa İtku mutfak mutluluk Mutlu Yetkin myspace Münir Hayri Egeli müzayede müze müzik müzikal müzisyen mısır Naked Lunch Nazi Nazizm Nazım Ünal Yılmaz Necati Tosuner Nechayevschina nefret Neil Young Nekizm Nekropsi Neu! Neue Slowenische Kunst Neuromancer new model army New Orleans New York Nick Cave Nick Hornby Nico Nico Papatakis Nida Kireççi Nietzsche Nikola Tesla Nişantaşı Noam Chomsky Nobel Ödülü Nod noise Norgunk Norgunk Yayıncılık Norveç Notre Dame NSK Nusrat Fateh Ali Khan Occult rock OccupyGezi Occupy Gezi Parkı oi okuma Okültizm Olga Knipper Oliver Saks Omar Rodriguez-Lopez online yayıncılık opera Operation Room organik ürünler Orhan Gencebay Ortaçağ Oscar Wilde Oscar Zeta Acosta Osman Cavcı Osmanlı otel Ottlo Kafka Oulipo Outlet oyun oyuncak oyuncu Oğuz Arıcı Oğuz Atay Pablo Neruda pagan panel pantolon pantomim Paola Dionisotti para Paranoid Park Paris Paris sous la pluie park Park Chan-Wook parti Pat Kinevane Patti Smith Paul Avrich Paul Bowles Paul Claudel Paul Eluard Paul Hurst Pauline Baynes Paul Klee Paul Valéry Paul Verlaine Paul Wheeler Paweł Stolorz Pera Film Pera Müzesi performans Pete Postlethwaite Peter Bürger Peter Greenaway Peter Menzel Peter Singer Peter Steele Petra Heöcker Peyote Philip K. Dick Philippe Dijan Philippe Soupault Pi Artwoks Pi Artworks Pi Artworks Istanbul Picasso Pier Paolo Pasolini Pierre Albert-Birot Pierre de Massot Pierre Henry Piha Kolektif Pilevneli Project piyanist Poe Poe'nun 200. doğum günü Poe-nun 200. yıldönümü Poe Günleri poetika Poetry Scores Politik Politik politika Polonya Pontiak pop art Pops Farrar popüler kültür Popüler Kültür porno pornografi Portre Portre post-metal post-punk poster post hardcore post punk post rock Prag pratik pre punk program progressive rock proje Projeler propaganda propaganda yayınları Proscenium Arch protesto psikanaliz psikoloji psychedelic psychedelic rock psychodelic psychodelic rock pulp punk punk rock Puruli Kültür Sanat Pınar İlkiz Queer Quentin Tarantino Radikal radyo Rafet Arslan Rainer Maria Rilke Rammellzee Rammstein Ray Bradbury Raymond Poincaré Raymond Queneau Raymond Roussel Rebecca Pinteon Red Sparowes Refik Anadol Regis Debray Reha Erdem rehber Reinhard Kleist Reinhard Scheibner reklam Rene Magritte renk René Char Replikas resim Resim Bölümü ressam retro retro futuristik retro futurizm Ribemont-Dessaignes Richard Brautigan Richard Ellmann Richard Huelsenbeck Richard Le Gallienne Richard Sennett Ridley Scott ritual ambient ritüel Robert-Louis Stevenson Robert Crumb Robert De Niro Robert Desnos Robert Plant Robert Smith Robert Walser ROBOTİK HAYALLER rock rock'n roll Rockwell Kent Roj Friberg Rolf Lappert roman Romina Raffaelli Ron Mueck Rosa Barba Rosa Luxemburg Ross Canon Roy Andersson Ruhi Su Rune Grammofon Rus rusya Ryohei Hase rüya Rıfat ŞAHİNER Rıza Pehlevi Sachsenhausen Sadık Hidayet sahne salata salon SALT Beyoğlu Salt Galata Salvador Dali Samuel beckett Sanat Sanat sanat galerisi sanatçı Sandro Aguilar San Francisco sansür Santralistanbul sapkınlık sapıklık Sarah Kane Sarkis sarkıntılık Sarıcaalili Godot Mustafa satanizm savaş Savva Morozov saykodelik sağlık Sean Foley sebze Secret Chiefs 3 Sedat Türkantoz seks Selahattin Özpalabıyıklar Sel Yayınları Selçuk Artut sempozyum senarist Senin Ailen Bir Yalan Yavrum Serge Gainsbourg Sergei Bruyukhonenko Sergey Yesenin Sergey Yesenin yazı dizisi Sergio Leone Serhat Köksal ses sessiz sessiz film sessiz sinema sevgi sevgili Sevil Tunaboylu Sex Pistols Seydi Murat Koç Seyyar Sahne seçki Shakespeare Shaktar Donetsk Shuji Terayama siberpunk Sigmund Freud Signe Berstrom Sinan Tınar sinsiyet Siren Yayınları sirk Situasyonizm Sitüasyonist Enternasyonal Sivil itaatsizlik nedir sivil sorular Sivil İtaatsizlik Siyahi Dergisi siyaset Slavoj Žižek Sleep Maps SLip SODA Sofya Andreyevna Tolstoy Sohrab Mohebbi sokak sokak edbiyatı sokak sanatçıları Sokak Sanatı solo Sonic Youth sosyal sosyalist sosyalizm sosyoloji sovyetler birliği soykırım Space music spagetti spagetti western SSCB St. Louis Stanislas Szukalski Star Wars Steampunk Stefano Marini Stephen King Stockholm Stoner Rock stream street art Suat Kemal Angı Sukiyaki Western Django Sun God sunum Superman surf Susan Sontag Swans Sylvain Cotte Sylvia Plath Sátántangó süper kahraman sürrealist sürrealist eylem türkiye Sürrealizm sıcak taciz Tadanori Yokoo Tad Danielewski tahakküm Tahran Bienali Taksim Taksim Gezi Parkı Talin Büyükkürciyan Tangerine Dream tango Tanrı Tanıl Bora tanıtım tarantula tarif tarih tarihte bu hafta Tasarım Tasarım tasarımcı tatil Tatyana Yesenin Tayland taşra Taşıdıkları Şeyler tecavüz Ted Hughes Tehlikeli Oyunlar Teknoloji Teknoloji telefon televizyon Tenten terkedilmiş Terra Incognita Terry Bisson Terry Gilliam Tetsuya Ishida The Bad Seeds the Beatles The Brian Jonestown Massacre the Clash The Doors The Empire Project Thee silver mt. zion Thee Silver Mt. Zion Memorial Orchestra & Tra-La-La Band The Ex The Fall The Handsome Family The Lord of the Rings The Mars Volta Themroc The NAtion The Ninth Life of Louis Drax Theodor W. Adorno Theo van Doesburg The Paper Eater the Pogues The Smiths The Stooges The Velvet Underground The Weird Girls This Will Destroy You Thomas Bernhard Thomas Keenan Three Fried Men Thrill Jockey Records Théophile Alexandre Steinlen Tim Burton Tim Larson Tim O'Brien Timurtaş Onan tipografi tiyatro tiyatro dışı metin Tokyo Tom Cora Tom Hall Tom Robbins Tom Waits Tony Gatlif Tophane toplama kampı topluluk toplum Toru Kageyama Totalitarizm trailer Trainspotter transgender tren trenler Trey Spruance Tristan Tzara trompet Tufandan Sonra Turgut Uyar Turhan Günay turizm turne Tutunamayanlar tv Twitter Tyler Durden Type O Negative tören tüketim Tülay German tünel Türk Türkiye Türk Sineması türlerin kökeni Tütün Deposu Ulrike Meinhof ultras ulusalcılık Ulus Baker uluslararası Uluslararası Af Örgütü Ulver Ulysses Unabomber Un Chant d'Amour unutulmasın diye Urban Jealousy USSR uyarlama uyku Uykuda Çocuk Ölümleri Uzak doğu Uçma Sanatı vagon vahşet Vamos Bien vampir Van Gogh Varg Vikernes varoluş Vatan Partisi Velimir Khlebnikov Vermin Supreme Vic Chesnutt Vic Chestnutt Victor Hugo video klip Vinnie Appice Vinnie Jones Vinnie Paul vintage Virginia Woolf Virginie Despantes vizyonsuz sinema Vladimir Makanin Vladimir Nabokov Vladimir İlyiç Ulyanov vokal Volkan Aslan Vs. Vsevolod Meyerhold Vüs'at O. Bener Walter Benjamin Wassily Kandinsky Watchmen web 2.0 web dergi Weiland Herzfelde We Make Magazines Wheat Würtzburger William Blake William Burroughs William Faulkner William Gibson William Heath Robinson William S. Burroughs Wim Wenders Wire Witold Gombrowicz Wolfgang Hilbig Wooden Shjips WOUNDED WOLF PRESS Wrekmeister Harmonies Xiu Xiu Yadigâr Ejder Yalı Hanı Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık yaratıcılık Yaratılış yarışma yayın yayıncılık yayınevi Yayınlanmamış önsözler yazar yazı Yazı dizisi Yazı dizisi Yazı dizisi: Nico yağmur yaşam Yaşar Çabuklu yemek yeni yıl Yer6 Hafıza yeraltı yeraltı edebiyatı Yerel İllüstratörler 02 yerleştirme Yevgeni Zamyatin Yeşilçam Yitik Ülke Yayınları YKY Yoko Ono yoksulluk yolculuk Youtube Yukio Mishima Yunanistan Yurdaer Altıntaş Yves Klein yönetmen Yüksek Lisans Yüzüklerin Efendisi yılbaşı yıllık Zafer Aracagök Zafer Yalçınpınar zeitgeist Zeki Alasya Zeliha Berksoy Zeynep Arabacıoğlu Zinaida Reich zine Ziya Osman Saba zombi zombie Zombie Green Room zombie movie zombi filmi Zoomoozofon zulüm Ç.R.O.P. Çanakkale Çanakkaleli Melahat Çanakkale İçinde Çek Cumhuriyeti Çekoslovakya Çin Çingene Çizgi Roman Okurları Platformu Çiğdem Erken Éditions Gallimard Édouard Levé Ölülerimizi Topluyoruz Ölüm Tarlaları Ömer Bakan Ömer Madra Ömer Uluç Özdem Petek Özge Dirik Özgül Tanyeri Özkan Şahin Ümit Kireççi çağdaş sanat çekim çeviri çevirmen çevre çevre koruma çizer çizgi film çizgi roman çizim çocuk çok-kültürlülük çöp ödül ölü ölüler ölüm örümcek öykü özel koleksiyon özgürlük öğrenci öğretim üniversite üretim ütopik mimari ütopya İbni Haldun İFSAK İhsan Oktay Anar İkinci Dünya Savaşı İlahi Komedya İlber Ortaylı İlhan Berk İlhan Mimaroğlu İlyas Odman İmece İngiliz İngiltere İnsan Hakları İran İsa İslamiyet İsmail Yerguz İspanya İsrail İstanbul İstanbul Bilgi Üniversitesi İstanbul Hatırası Fotoğraf Merkezi İstanbul Modern İstanbul Modern Sinema İsveç İsviçre İtalya İtalyan İtalyan sinemasi İvan Turgenyev ırkçılık Şeyda Öztürk Şeytan Duymadan Önce Ştrugatski Biraderler şair şan şans şarkı şarkıcı şehir şiddet şiir şizofreni